1. Türkiye ’68’ Hareketi 0

1, Ekim 2013

Genel


1. Türkiye 68 Hareketi/A.Türkiye 68 Hareketi
Türkiye’de 1960’lı ve 70’li yıllarda, emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı yürütülen “Tam Bağımsızlık” hareketine 68 Hareketi denir. 150 yıldan fazla zamandan beri sürmekte olan Türkiye bağımsızlık, özgürlük ve demokrasi mücadelesi içinde, Jön Türkler, Kuva-i Milliyeciler gibi topluma mal olmuş çeşitli mücadele kuşakları vardır. 68 Kuşağı da bunlardan biridir. 68 Hareketi, bu kuşağın mücadele anlayışı temelinde o yıllarda yaratılan ve yürütülen sistem karşıtı bir “Toplumsal muhalefet” hareketidir.

68 düşüncesine göre, mücadele edilen düzen (sistem), “Bozuk Düzen”dir. Bu düzeni Türkiye’de yerleştirenler, dünya kapitalizm/emperyalizminin güdümündedir, onların her türlü yaptırımlarına boyun eğer. Halkın tutucu değer yargılarını kullanır, dinsel ve popülist söylemlerle halkın oyunu alarak iktidara gelir. İktidarını tehlikede gördüğü, ya da sistem karşıtı muhalefet hareketi güçlendiği zaman amerikancı kanlı darbeler gerçekleştirir, demokratik kuralları çiğner, gericidir, ekonomisi dışa bağımlıdır, Türkiye’yi yarı sömürge haline getirmiştir. Böyle bir düzene karşı çıkmak her yurtsever devrimcinin görevidir…

B. Türkiye’de ve Dünya’da 68 Hareketinin Doğması
Türkiye 68 Hareketinin iç ve dış etki kaynakları varsa da, genelde Türkiye 68’liliği kendine özgü orijinal özellikleri ve tarihsel kaynakları olan bir harekettir. Bu hareket, 61 Anayasasının sağladığı ortamda doğmuştur. 27 Mayıs Hareketi, Türkiye’yi Batı Bloğuna ve ABD emperyalizmine bağımlı hale getiren DP iktidarının despot yönetimine karşı Ordu-Gençlik ittifakı içine halkın da çekilmesiyle gerçekleştirilmiştir. 27 Mayıs yönetimi kısa zamanda bir anayasa hazırlayıp halkoyuna sunarak sivil sürece geçmişti.

27 Mayıs Hareketinin sağladığı yeni süreçte, ülkeyi 27 Mayıs öncesine ve daha da gerisine taşımak isteyen işbirlikçi iktidarlar kısa zamanda yeniden işbaşına gelmişlerdi. Oysa yeni süreçte ortaya çıkan devrimciler Türkiye’yi emperyalizmin işbirlikçilerinden tamamen kurtarmak ve “Tam bağımsız, gerçekten demokratik” bir düzen kurmak, yani ülkeyi 27 Mayıs’ın çok ilerisine taşımak istemekteydiler. Bu çelişkiden, mevcut sistemle sistem karşıtı devrimci muhalefetin mücadele ortamı, yani 68 Hareketi doğmuştur. Anayasanın özgürlüklere açık özelliği sayesinde hareket kısa zamanda hızla yaygınlaşmış ve toplumsallaşmıştır.

Dünya genelinde yayılan 68 Hareketinin oluşumunda, soğuk savaş sürecinin etki kaynakları önemli rol oynar. İkinci Dünya Savaşı sonrasında emperyalist batı bloğu NATO bünyesinde birleşmişti. Her ne kadar SSCB de, Varşova Paktını oluşturup bu bloğa karşı savunmaya geçmişse de NATO Bloğunun dünya ölçeğindeki gücünü ve yayılmasını önleyememişti. Bunun sonucunda Cezayir’de, Küba’da, Kore’de, Vietnam’da, Çeşitli Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde savaş ve iç savaşlar çıkmıştı. Soğuk savaş döneminde, Türkiye gibi NATO bloğunun yörüngesine giren ülkelerde mevcut sistem siyasetini, Sovyet ve komünizm karşıtlığı üzerine kurgulayıp, bilinçli demokratik hareketleri kanlı cuntalarla önlüyordu. Bu soğuk savaş sürecinde emperyalist bloğun dünya genelindeki egemenliğine karşı, yine dünya genelinde bir karşıt hareket doğup gelişti. İşte 1968 yılında en üst düzeyine erişen bu harekete “68 Hareketi” denilmişti. 68 Hareketi kapitalist/emperyalist ülkelerin kendi toplumlarını da etkisi altına almışsa da, bu ülkelerde hiçbir zaman bir gençlik hareketi olmaktan öteye geçememiştir. Bu bakımdan kapitalist toplumların 68 Hareketi, çıkışı ve amaçları yönüyle genelde çok bilinçli olmayan bir macera hareketidir.

C. Türkiye 68 Hareketinin Belirgin Özellikleri
68 hareketi, bağımsızlıkçı, demokrat ve sosyalist bir karaktere sahipti. Türkiye solundaki tüm hareket ve örgütlenmeler gibi, 68 gençliği de geçmişinden etkilenmişti ve ona saygı duymaktaydı, çünkü Türkiye’nin geçmişinde dünya emperyalist güçlerine karşı verilen bir bağımsızlık mücadelesi, bir ulusal kurtuluş savaşı gerçeği yatmaktaydı. 68’in şiarlarından olan tam bağımsızlık, Kurtuluş Savaşının “İstiklal-i Tam” ilkesinden kaynaklanıyordu. Bununla birlikte, dünya ve Türkiye tarihini inceleyen ve sosyalizmi temel alan 68’liler kısa sürede, ülke sorunlarının sınıflı toplumdan kaynaklandığının bilincine vardılar. Dolayısıyla nihai hedefin, tüm insanlığın gerçek anlamdaki kardeşlik ve eşitliğinin hayata geçirildiği bir toplum düzeni olduğunu savundular. 68 Hareketinin kısa zamanda boykot ve işgallere dönüşmesi, fabrika ve toprak işgallerinin desteklenmesine ve tetiklenmesine dünya genelindeki Sovyet, Çin Devrimlerinin ve Üçüncü Dünya halklarının ulusal Kurtuluşu mücadelelerinin desteklenmesi bu düşünceden kaynaklanıyordu. Bu genel özelliğinden sonra 68 Hareketi için şu özellikler belirtilebilir:
a. Türkiye 68 Hareketinin en önemli özelliği yukarıda da belirtildiği gibi bir “Tam Bağımsızlık Hareketi” oluşudur. 68’lilerin kendi söylemlerine göre de bu hareketin adı, “Milli Demokratik Devrim” (MDD) dir.

Her hareket gibi 68 Hareketinin de kendine özgü söylem ve sloganları vardır. Türkiye 68 Hareketi’nin özelliğini yansıtan en belirgin ve baştan sona sahip çıktığı slogan, “Tam Bağımsız Gerçekten Demokratik Türkiye” sloganıdır. Bu sloganın kısa açılımı da şöyleydi: Türkiye 1918’lerde emperyalist güçler tarafından işgal edilmiş ve bir kurtuluş savaşı verilerek “Tam Bağımsız Türkiye” kurulmuştu, fakat daha sonra işbirlikçi iktidarlar döneminde tekrar emperyalizme bağlanmıştır. Dolayısıyla yeniden bir “Milli Kurtuluş Savaşı” verilmelidir, bunun adı da “Milli Demokratik Devrim”dir. Siyasetin özü bu olduğu için 68 döneminde Milli Kurtuluş Savaşına ve onu gerçekleştiren Mustafa Kemal’e ödünsüz sahip çıkılmıştır.

O dönemin yayınlarında ve konuşmalarında Milli Kurtuluş Savaşı vurgusu çok sık yapılmıştır. Örneğin 13 Ağustos 1967 tarihinde Silvan’da gerçekleştirilen ilk doğu mitinginde TİP (Türkiye İşçi Partisi) Genel Sekreteri Nihat Sargın, “Tarihte ilk milli kurtuluş savaşını vermiş bir millet olmamıza rağmen bugün yine emperyalizmin kucağına düşmüş, yarı bağımlı bir ülke durumundayız” demiştir.

Ayrıca hareketin bu özelliğini yansıtan ve kanıtlayan pek çok olay ve olgu vardır. Kuşkusuz burada bu olayların hepsini sıralamak olanaklı değil, fakat çarpıcı birkaç örnek bu özelliği yeterince yansıtmaya yeterli olacaktır.

* Yurdunu ve halkını sevmek ve mücadelenin bunlar için yürütüldüğüne inanmak tüm devrimci grupların ortak yönüydü. Milli Demokratik Devrim de bunun için savunuluyordu.

* O yıllarda Atatürk’ün Bursa nutku bildiri haline getirilip dağıtılmış, işgallerde büyük bez pankartlara yazılarak fakültelerin duvarlarına asılmıştı. Bornova savcısının Atatürk’e ait olmadığı iddiası, incelettirilerek çürütülmüştü.

* 29 Ekim 1968 tarihinde Samsun Atatürk heykelinin önünde başlayıp, 10 Kasım 1968’de Anıtkabir’de biten yürüyüşün adı “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal yürüyüşü” idi. Bu yürüyüşe devrimci önderlerin çoğu katılmıştır. 16 Şubat 1969’da İstanbul’daki devrimci gençlerin işçilerle birlikte düzenlediği ve gericilerin saldırısına uğrayıp iki kişi öldüğü için “Kanlı Pazar” olarak tarihe geçen eylemin adı da “Emperyalizme Karşı Mustafa Kemal Yürüyüş ve Mitingi” idi. Atatürk’ün kalpaklı resmi panolarda ve amblemlerde çok sık kullanılmaktaydı.

* 8 Mart 1970 tarihinde Dev-Genç öncülüğünde çok sayıda devrimci örgüt tarafından Ankara’da ortak bir basın toplantısı düzenlenerek “Türkiye’nin 1919 yılındaki gibi işgal altında olduğu” belirtilip 16-21 Mart 1970 haftasının “Bağımsızlık Haftası” olarak ilan edildiği açıklanmıştır. 14 Mart 1970 günü DTCF bahçesinde düzenlenen forumdan sonra ilk TBMM’nin açıldığı binaya girilmiş ve ilk meclisin açılışındaki hava yaratılarak “Biz gerici parlamento değil, Mustafa Kemal’in emperyalizme karşı açtığı devrimci meclisi istiyoruz!” açıklamasında bulunulmuştur.

*68 Dönemi Amerikan karşıtı eylem ve etkinliklerle doludur. ABD Dışişleri bakanı Dean Rusk’ın bozuk yumurta yağmuruna tutulması, Mc Mara’nın gelişinin havaalanından itibaren protesto edilmesi, Tuslog’a (Amerikan malzeme deposu) yapılan saldırılar ve eylemlerde sık sık amerikan bayrağının yakılması gibi olaylar bu eylemlerin örnekleridir… Bunlardan başka, NATO’ya, ikili Anlaşmalara ve ülkedeki Amerikan üslerine karşı miting ve gösteriler yapıldı. Amerikan 6 Filosunun erlerini Dolmabahçe’de denize döküldü, ODTÜ’de “Vietnam kasabı” diye anılan Amerika Büyükelçisi Robert Commer’in arabası yakıldı, ABD emperyalizmini dize getiren Vietnam halkının büyük lideri Ho Şi Minh’i ve diğer devrimci liderleri bağrına bastı.

* Her sene belli tarihlerde “Yerli Malı” haftası kutlanmış ve yabancı mallar fakülte kantinlerinden atılmıştır. Milli Bayramlarda ve Atatürk’ün ölüm yıldönümlerinde de resmi anma törenlerinin dışında alternatif törenler düzenlenmiştir…

b. Türkiye 68 Hareketinin önemli özelliklerinden birisi de, toplumun tüm kesimlerinin hareketin içine katılmaya çalışılması ve önemli ölçüde bunun başarılmasıdır. Bu anlamda 68 Hareketi, üniversite çevrelerinde yoğunlaşmış bir öğrenci-gençlik hareketi değil, Türkiye düzlemine yayılmış bir toplumsal muhalefet hareketidir…

Bu özelliğinin sonucu olarak 1960’lı, 70’li yıllarda 68 devrimcileri, grev yapan işçileri, boykot yapan öğretmen ve memurları, ürettiklerini değerlendirmede sorun yaşayan köylüleri, ağaların gasp ettiği toprakları işgal eden köylüleri desteklemişler ve bu eylemlere fiilen katılarak hepsine destek vermişlerdir. Bu tür eylem ve etkinliklerin örneği de pek çoktur. Bazı örnekler şöyle sıralanabilir:

* Başta 15-16 Haziran 1970’de, yeni sendika yasasına karşı direnişe geçen işçilerin İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Ankara’da başlattığı eylemler olmak üzere, Türkiye’nin her tarafındaki işçi eylemlerine devrimciler kalabalık gruplar halinde katılmışlardır. Fabrikalarda, atölyelerde ve toplu iş merkezlerinde yürütülen grev ve direnişler desteklenmiştir. 1977 Yılında, madeni eşya üreticisi işverenlerin işçilere karşı yürüttüğü greve karşı direnişe geçen işçilerin eylemleri toplum çapında desteklenmiş ve Ankara’da büyük bir miting yapılmıştır.

*1967 yılında arka arkaya Doğu mitingleri yapılmış, topraksızlık ve bölgeler arası kalkınma farklılığı sorunlarına ilgi çekilmiştir.

*1969 ve 70 yıllarında Karadeniz fındık üreticisi köylerde haftalarca yürütülen çalışmalar sonucunda Ordu ve Fatsa’da fındık üretici mitingleri, Alaçam, Akhisar, Ödemiş tütün üreticisi köylerde yapılan çalışmalar sonucunda da Alaçam, Akhisar ve Ödemiş tütün mitingleri yapılmıştır. Ayrıca haşhaş ekiminin yasaklanması üzerine aynı yıllarda birçok yerde haşhaş mitingleri düzenlenmiştir. Bunlardan başka, pancar, pamuk, üzüm gibi üretim dallarında miting ve etkinlikler yapılmıştır.

*Antalya-Elmalı, Çanakkale-Biga, İzmir-Torbalı, Ankara-Haymana gibi Türkiye’nin pek çok bölgesinde, köylülerin ektiği topraklara ağaların el koyması üzerine köylüler topluca direnişe geçmişlerdi. Buralara giden devrimciler haftalarca bu köylerde kalarak köylülerin direnişlerine destek vermişlerdir. Köylülerin dedelerinden beri ekmekte olduğu topraklara ağaların ellerine geçirdikleri bir tapu ile sahip çıkmalarına daha sonra Bülent Ecevit, “Toprak işleyenin, su kullananın” söylemiyle destek vermişti. Özellikle Bafa Gölünün kurutulan kısmına Menderes’in halasının sahip çıkması üzerine Atalan ve Göllüce köylülerinin direnişi yıllarca unutulmamıştır.

c. Türkiye 68 Hareketinin önemli bir özelliği de dünya halklarının kardeş olduğu ve emperyalizme karşı verilen mücadelenin ortak olduğudur. Bu anlayışın gereği olarak, Küba’nın ve Güney Amerika’nın ABD ile sürdürdüğü mücadele yakından izlenmiş ve desteklenmiştir. İsrail yayılmacılığına karşı yürütülen Filistin kurtuluş hareketi, Vietnam ve Kamboçya halkının ABD emperyalizmine karşı verdiği bağımsızlık savaşları da aynı şekilde desteklenmiş ve ABD emperyalizmi mitingler, paneller, forumlar ve çeşitli etkinliklerle protesto edilmiştir. ABD’nin Vietnam’da işlediği insanlık suçunu araştırmak üzere kurulan uluslar arası Russeli Mahkemesi’nde TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar da yargıç olarak görev almıştır. Ho Şi Minh, Yaser Arafat, Mandela, Che Guavera gibi Amerikan karşıtı hareketleri yürüten liderler kendi halkımızın devrimci liderleri gibi tanınmıştır.

Amerikanın Yunanistan, Şili ve Bolivya gibi ülkelerinde tezgahladığı cuntalar lanetlenmiştir. Hiroşima ve Nagasagi şehirlerine atom bombası atmasının yıldönümlerinde Amerikan karşıtı etkinlikler düzenlenmiştir. Türkiye’nin NATO yanlısı dış siyaset anlayışına karşı 68’liler “Dünya halklarının kardeşliği” adına Üçüncü Dünya ülkelerini destekleyen siyaset izlemişlerdir.

d. 68 Hareketinin önemli özelliklerinden biri de hareketin nihai hedefinin “Sosyalizm” olduğudur. 68 Devrimcilerinin savunduğu “Milli Demokratik Devrim” tezine göre, Tam bağımsızlık sağlandıktan sonra sosyalizmin inşasına geçilecektir. Ülke emperyalizmin vesayetinden kurtarılmadan sosyalizme ulaşmak olanaklı değildir. Bu nedenle önce bir milli demokratik devrim gerçekleştirilmeli, arkasından sosyalist devrim sürecine geçilmelidir. Zaten milli demokratik devrimin de öncüsü işçi sınıfının ideolojisi ve işçi sınıfının kendisidir. Milli demokratik devrim hareketine göre dünyadaki temel çelişki “İşçi-İşveren” (Emek-Sermaye) çelişkisidir, fakat aktüel baş çelişki emperyalizmle dünya halklarının çelişkisidir.

MDD tezi 68’lilerin o dönemdeki yayın organlarında ve sözlü etkinliklerde çok sık yinelenmekteydi. Örneğin Aydınlık Sosyalist Dergi’nin 12’inci sayısında “Milli Demokratik Devrim İçin Güçbirliği,” 24’üncü sayısında “Milli Demokratik Devrim ve Köylü Meselesi” yazılarında bu konu ele alınmıştır. Dev-Genç’in yayınladığı İleri Dergisi’nin 5’inci sayısında köy çalışmalarına katılacak militanlarda aranan özellikler sayılırken, “Köy sorunlarına yabancı olmamaları, Milli Demokratik Devrim nedir, kimler tarafından hangi sosyal sınıflarla gerçekleştirilir […] sorularına cevap verebilmelidir” denilmektedir. 6 Mayıs 1972’de idam edilen THKO’nun teorik lideri Hüseyin İnan da MDD hakkındaki görüşlerini Türkiye Devriminin Yolu adlı çalışmasında şöyle açıklar: “Emperyalizmin hegemonyası altında, yarı bağımlı, az gelişmiş bir ekonomiye sahip olan Türkiye’de devrim stratejisi Milli Demokratik Devrimdir […] Sosyalist devrimde, işçi sınıfı ile ittifaka girecek sınıf ve tabakalarla, anti-emperyalist mücadelede (MDD süreci) ittifaka girecek sınıf ve tabakalar farklıdır…”
e. 68 Hareketinin en önemli özelliklerinden birisi de, kendine özgü örgütleri, liderleri ve teorisyenlerinin olmasıdır. Bu örgüt ve liderler hareketin kendi pratiği içinde yetişmiştir. 68 Hareketinin ilk ve en önemli örgütü kuşkusuz Türkiye İşçi Partisi (TİP) idi, fakat çeşitli ideolojik bölünmelerle kısa zamanda parti tüm 68 devrimcilerini bünyesinde barındıramaz olmuştur. 68 Hareketini ideolojik ve pratik olarak tümünü kucaklayan bir parti örgütünün olmaması, bazı gençlik örgütlerinin parti gibi davranmasına neden olmuştur. Militanları frenleyecek, ya da davranışa geçirmek için itici güç olacak bir partinin olmayışı, hareketin bazı kesimlerinin pasifizme, bazılarının da radikal uçlara kaymasına neden olmuştur. Oysa TİP ilk girdiği genel seçimde 15 milletvekili çıkarmıştı, Türkiye’nin her tarafında taraftarları vardı. 15 milletvekiliyle parlamento içinde güçlü bir muhalefet yürütmüştü…

68 Hareketinin en bilinen işçi örgütü Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DİSK) idi. DİSK toplu sözleşmelerde patronlara karşı işçi haklarını savunmaktaydı. Mücadeleyle bir takım hakların elde edildiğini gören işçiler sendikalara koşmakta ve sendikasız işçi oranı hızla düşmekteydi. DİSK ayrıca sistem karşıtı muhalefeti meydanlara dökerek çok güçlü bir anti-emperyalist mücadele vermekteydi. 1976 ve özellikle 1977 1 Mayıslarında İstanbul Taksim mitinglerine bir milyon kişi katılmıştı.

68’lilerin en tanınmış gençlik örgütü ise, Ekim 1969’da Devrimci Gençlik Federasyonu’na (Dev-Genç) dönüşen Fikir Kulüpleri Federasyonu’dur. Dev-Genç köy eylemlerini ve mitinglerini organize etmekte ve Türkiye’nin her tarafında “Tam Bağımsızlık” mücadelesi yürütmekteydi. Üniversite çevrelerinde düzenlediği “Forum” denilen etkinlikler devrimcilerin bilinçlenmesini ve bilenmesini sağlıyordu.

68 Hareketi içindeki en tanınmış öğretmen örgütü, 12 Mart’tan sonra Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği’ne (TÖB-DER) dönüşen, Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) idi. TÖS, Milli Eğitim Bakanlığının haksız uygulamalarına karşı boykot, miting ve yürüyüşlerle etkin bir mücadele yürütmekteydi. 68’liler kısa zamanda Halkevleri’nin yönetimini de ele geçirmişler ve anti-emperyalist mücadeleye onu da katmışlardır. Bunların dışında işçilerin, köylülerin, öğrenci gençliğinin, memurların pek çok örgütleri vardı.

Bu dönemin örgüt ve eylem liderleri, geçmişteki herhangi bir hareket içinde liderleşmiş kişiler değil, bizzat 68 Hareketinin içinde liderleşmişlerdir. Bu bakımdan örneğin Hareketin 1970’den sonraki liderleri 1970 öncesi liderleridir. 12 Marttan sonraki süreçte 68 Hareketi sayısız kliklere (Gruplar) bölünmüşler ve içeriğinde çok farklı görüş ayrılığı olmayan dünya kadar grup ve grupçuklara ayrılmışlardır. 1960’lardaki Dev-Genç’in işlevini yerine getirebilecek nicelik ve nitelikte bir örgüt oluşamamıştır.

D. 68 Hareketine Yönelik Karalama ve Saldırılar
Bu kısa özetten anlaşılacağı gibi 68 Hareketi, Türkiye’nin emek, özgürlük ve tam bağımsızlık mücadelesi tarihinde son derece önemli bir yer tutmaktadır. Böyle bir hareket, emperyalizmin egemen olduğu bir dünyada ve emperyalizmin kendi çıkarları açısından özel önem verdiği bir ülkede uzun süre varlığını sürdüremezdi. 68 Hareketinin uzun ömürlü olamayışının hem hareketin kendi dinamikleri açısından, hem de emperyalist cephenin yapısı ve mücadele gücü açısından nedenleri vardır.

Emperyalizme karşı verilen dünya ve Türkiye ölçeğindeki mücadelede uzun süre dayanabilecek halk bağlantıları yeterince sağlanamamıştır. Yukarıda da değinildiği gibi mücadeleyi uzun soluklu sürdürebilecek kitle partisi oluşturulamamış, mevcut parti kısa zamanda etkinliğini yitirmiştir. Hareket birbiriyle çekişen ve çatışan grup ve grupçuklara bölünmüştür. Hareket, kime karşı ne için ve nasıl bir mücadele yürütüleceği konusunda açık ve net bir program ortaya koyamamıştır.

68’liliğin bastırılmasında kuşkusuz en önemli etken emperyalist cephenin mücadele güç ve anlayışıdır. Uluslar arası sermaye, Türkiye 68 Hareketini bastırmak için içli dışlı plan ve projeler üretmeye başladı. En evvel 68 Hareketini halktan soyutlamak ve kitlelerle bağını koparmak için akıl ve mantık dışı söylemlerle karalama kampanyaları başlattı. Komünizm üzerine üretilen kuramlar halka benimsetildi. Dinsel ve geleneksel değerler kullanılarak halk arasında devrimcilere karşı hoşnutsuzluk yaratıldı. Hareketi sabote etmek için özel eğitilmiş ajan ve bozguncular soktular.

Devletin tüm güçlerini 68 Hareketini ezmek için seferber ettiler. Sıradan eylemlerde sayısız devrimciler gözaltına alınarak karakollarda ve emniyet müdürlüklerinde işkencelere tabi tuttular. Bunlar da yetmedi, özel eğitilmiş faşist militanlar devrimcilerin üzerine sürüldü. Çıkan çatışmalar halka sağ-sol çatışması olarak yansıtıldı. 68 Hareketine ortam sağlayan anayasanın lüks olduğu ve anarşiye yol açtığını yaygınlaştırdılar. Nihayet 68 Hareketini ezmek için amerikancı kanlı cuntalar gerçekleştirdiler.

E. Darbeler ve Ara Hükümetler
Bütün bu olay ve olgulardan sonra mevcut hükümetin anarşiyi önleyemediği gerekçesiyle 12 Mart 1971’de orduya amerikancı bir müdahale yaptırarak devrimciler üzerine balyoz hareketi başlatıldı. 12 Mart dönemi denilen bu süreçte ordu içindeki devrimci kadrolar tasfiye edildi. Üniversite öğretim elemanları, üst düzey görevliler, hukukçular, doktorlar, öğretmenler tutuklandı. 11 ilde sıkıyönetim ilan edildi, fakat aslında tüm yurtta sıkıyönetim koşulları uygulandı. Gazeteler ve kitaplar toplatıldı, toplumun her kesimine baskı ve zulüm yapıldı. Yüzlerce genç işkenceye tabi tutuldu. Nurhak, Kızıldere, Munzur, İstanbul Maltepe gibi operasyonlarla Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir, Sinan Cemgil, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi çok sayıda devrimci öldürüldü. Nihayet Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan da Ankara merkez kapalı cezaevinin bahçesinde idam edildiler.

Anayasa ve TCK değiştirildi, yeni maddeler eklendi. Yasama, yürütme, yargı ayrımı kağıt üzerinde kaldı. Kişi özgürlükleri kaldırıldı, hiç kimsenin yaşam güvencesi kalmadı.

1973 yılında yapılan genel seçimlerden sonra zorlamayla oluşturulan CHP-MSP koalisyonu çıkarılan af yasası sırasında MSP’nin protokol kurallarına uymaması üzerine çatlamaya başladı ve bir yıl bile sürmeden dağıldı. Ara hükümet formülleri tutmadı ve Milliyetçi Cephe (MC) denilen koalisyonlar dönemi başladı.

1977 yılında yapılan genel seçimlerde CHP mecliste çoğunluğu sağladığı halde tek başına hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamadı ve yeniden MC hükümeti işbaşına geldi. 1978 yılbaşında MC yıkıldı ve yeni bir Ecevit hükümeti kuruldu. Ecevit işverenlere söz geçiremedi. MC kadrolarını hiçbir yerden söküp atamadı ve Ekim 1979’da yeni bir MC hükümeti kuruldu. Hem Ecevit hükümeti, hem de MC Hükümetleri döneminde ülkenin her tarafında faşist saldırılar, çatışmalar ve çatışmalar sonucu ölümler sürüp gitti. Ankara Bahçelievler’de 7 TİP üyesi genç eterle bayıltıldıktan sonra öldürüldü.  Çorum’da, Sivas’ta, Malatya’da ve Maraş’ta toplu katliamlar gerçekleştirildi.

Bu hükümetler döneminde ülkede sıkıyönetim olduğu halde, hiçbir yerde olaylar durmadı/durdurulmadı ve her tarafta ölümle biten çatışmalar sürüp gitti. Tam böyle bir dönemde Fahri Korutürk’ün cumhurbaşkanlığı süresi doldu ve yenisinin seçimi için mecliste seçim turları başladı. Çatışmaların sürmesi, cumhurbaşkanının seçilemeyişi toplumu iyice gerdi ve amerikancı bir cuntanın koşulları oluştu.

İşte böyle bir sırada 12 Eylül 1980 gecesi Kenan Evren öncülüğünde ordu komutanları Türkiye’nin en kanlı amerikancı cuntasını gerçekleştirdiler. Türkiye’de darbenin olacağını darbeden önce Beyaz Saray, ABD Güvenlik Konseyi Türkiye masası sorumlusu Paul Henze’e, “Your boys have done it!” (Senin oğlanlar işi bitirdi!) diyerek bildirmişti.

12 Mart’ı aratan 12 Eylül aşağıdaki bilançoyu yaratmıştır…
1.683.000 kişi fişlendi,
650.000 kişi gözaltına alındı,
210.000 dava açıldı,
230.000 kişi yargılandı,
7.000 kişinin idamı istendi,
517 kişiye idam cezası verildi,
259 kişinin idam cezası meclis onayına gönderildi,
49 kişi idam edildi,
300 kişi kuşkulu biçimde öldü/öldürüldü,
171 kişi işkenceden öldü,
14 kişi açlık grevinde öldü
388.000 kişiye pasaport verilmedi.
30.000 kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına kaçtı,
14.000 kişi vatandaşlıktan çıkarıldı,
937 film sakıncalı bulunarak yasaklandı,
23.667 dernek kapatıldı,
9.400 kişi kamu görevinden atıldı (1402’likler),
3.715 yıl gazetecilere toplam hapis cezası verildi,
300 gazeteci saldırıya uğradı,
3 gazeteci öldürüldü,
40.000 kilo gazete, dergi ve kitap sakıncalı bulunarak imha edildi…

Sonuç olarak, gerek 12 Mart, gerekse 12 Eylül darbeleri NATO’nun bilinci içerisinde tezgahlanarak uygulanmış ve Türkiye’deki işveren kuruluşları darbelerin arkasında olmuştur. AB ve ABD’li yetkililer Türkiye’de insan haklarının çiğnendiği, işkencelerin acımasızca sürdüğü, aydınların demokratların hapsedildiği, yargısız infazların sürüp gittiği cunta dönemlerinde hiç seslerini çıkarmamışlardır.

12 Eylül dönemi yalnız baskı, şiddet ve zulüm dönemi değildi. Toplumsal değerlerin yozlaştırıldığı, örgütlenme ve dayanışma geleneğinin yok edildiği, umutsuzluğun, güvensizliğin topluma yerleştirildiği, ahlak kurallarının tahrip edildiği, kişisel hırs ve çıkarlarını ön plana alan bir kuşağın yetiştirildiği… bir dönem olmuştur.

F. Darbelerden Sonra
12 Mart zulmünü yaşayıp ta ayakta kalanlar, henüz yaşama doğru dürüst tutunamadan 12 Eylül faşist darbesini yaşamışlardı. 12 Eylül darbesi, toplumu oluşturan ve küçük bir sermaye ve militarist azınlık dışındaki insanlarımızın yaşamını altüst etmişti. Bu yüzden 12 Eylül darbesini Türkiye tarihinde bir milat olarak tanımlamak yanlış olmaz. Yukarıdaki bilançoyu yaratan 12 Eylül mutlaka yargılamalıdır. Ancak sadece Kenan Evren’i mahkum etmek 12 Eylülü yargılamaya yetmez. 12 Eylülün arkasında kimlerin olduğuna bakmak gerek… 12 Eylül’ün arkasında:

1978’de Ecevit hükümetine tahammül edemeyip, tüketim mallarını stok ederek halkı sıkıntıya sokan ve hükümeti düşürmek için gazete ilanları veren TÜSİAD vardı.

12 Eylülü, “Şimdiye kadar işçiler güldü, biz ağladık, şimdi gülme sırası bizde” diye karşılayan Halit Narin vardı.

“Türkiye’yi bu toplu sözleşme düzeni batırmazsa hiçbir şey batıramaz” diyerek, İMF ile ortak 24 Ocak kararlarını uygulamaya koyan Turgut Özal vardı.

İşkence gören devrimcileri kastederek “Efendim, mesela bir terörist, bir şehri havaya uçuracak bombayı yerleştirdikten sonra ele geçirilmiş, şimdi bu şehrin insanlarını kurtarmak için ona işkence yapılmasın mı?” diyen Nazlı Ilıcak vardı.

“…işçi-işveren ilişkilerini düzenleyecek olan kanunlar adilane bir şekilde çıkarılırken, işçi sınıfını ayaklandırmak amacıyla Komünist Parti’nin, solcu örgütlerin, Kürtlerin, Ermenilerin, bir takım kötü niyetli teşebbüslerine karşı uyanık olunmalı ve bunlar mutlaka engellenmelidir” diyerek 12 Eylülcülere yol gösteren Vehbi Koç vardı.

Kısaca bugünkü açılımcıların ve Ergenekon tertibiyle aydınları içeri tıkanların,  yani sözde cunta karşıtlarının ağababaları ve bizzat kendileri vardı. Dolayısıyla bunlar cunta karşıtı değiller emperyalizmin istem ve programlarına göre konuşan, davranan insanlardır. Cuntaya karşı olsaydılar 12 Eylül döneminde 17 yaşındaki çocuğun yaşı büyültülüp idam edilirken, devrimcilere işkence edilirken, aydınlar inletilirken, işçiler ve tüm halk zam ve zulümle ağlatılırken sesleri çıkardı.

12 Eylülden önce 3 milyon sigortalı işçinin 2 milyonu örgütlüydü. İşverenle pazarlık ediyordu. Bugün ülke nüfusunun % 14’ü işsiz, işi olanların çoğunun sigortası yok, 5 milyon sigortalı işçinin de ancak 400 bini sendikalı. Cuntaya karşı olanlar hiç olmazsa cunta öncesinin ölçülerine ulaşmaları gerekirdi.

12 Eylülü gerçekleştirenler Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgeye yeni bir şekil vermek isteyen emperyalizm ve yerli ortaklarıdır. AKP de bu hareketin içinden doğmuş ve oradan beslenmektedir. Cumhuriyet kazanımlarından dönüş 12 Eylül düzeniyle ivme kazanmış ve şu anda Cumhuriyet’in sonuna doğru yaklaşılmış bulunmaktadır. “Bu bir sivil darbedir.”

Bu hükümetten asla 12 Eylülü yargılaması ve sanık sandalyesine oturtması beklenemez. Ufukta, Atatürk diye diye Atatürk’ün kurumlarını yıkan, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini yozlaştıran, İşverenleri güldürüp işçileri ağlatan,  Türk-İslam tezini resmi ideoloji haline getiren, anayasaya din dersleri okutma hükmü koyan, “devrim” sözcüğünü sözlüklerden çıkaran bir cunta belirtisi görülecek olsa AKP buna karşı çıkmaz, coşkuyla karşılar. Zaten günümüzde amerikancı askeri darbeler dönemi kapanmıştır, amerikancı sivil darbeler dönemi başlamıştır. Sivil darbelerle devletlerin parçalanma süreçleri gündeme girmiştir. Türkiye, dış bağlantılı tarikatlar tarafından kuşatılmış ve parçalanma sürecine sokulmuş durumdadır.

1. Türkiye 68 Hareketi/

0 Yorumlar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Name*

Website

Comment

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>