68 Hareketi 0

5, Aralık 2013

Fikret Babuş, Serpil Güvenç


68 Hareketi/serpil guvenc fikret babus 1. TÜRKİYE ve  “68” HAREKETİ

  1. A.    Türkiye 68 Hareketleri

 68 gençlik hareketleri, “Türkiye’de 1960-70li yıllarda emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı yürütülecek bir mücadelede Tam bağımsızlık ve gerçek demokrasiyi öncelikli hedef alan toplumsal muhalefet hareketinin özellikle üniversite gençliğindeki yansıması olarak tanımlanabilir.

B. Türkiye’de ve Dünya’da 68 Hareketinin Doğması

  1. 1.      68’lerde dünya

68’lerin ortamı, 1960ların dünyasıdır. Dünya genelinde 68 Hareketinin oluşumunda, soğuk savaş süreci önemli rol oynar. İkinci Dünya Savaşı sonrasında emperyalist batı bloğu NATO bünyesinde birleşmişti.  SSCB ve Doğu Avrupa’daki sosyalist rejimler, Varşova Paktını oluşturdular. Bu dönemin bir başka özelliği, birçok Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı ulusal kurtuluş savaşlarının verilmesi ve bu savaşlardan başarılı olarak çıkan ülkelerin genelde sosyalizme yakın ve siyasal olarak bağımsız devletler kurmalarıydı. Aralarında ABD’ye karşı Ho Şi Min önderliğinde başarılı bir bağımsızlık savaşının kazanıldığı Vietnam, Küba gibi ülkelerin de bulunduğu, “Üçüncü Dünya” adı verilen bu ülkeler BM’de ciddi bir çoğunluk oluşturmaktaydılar. Üçüncü Dünya ülkelerinin antiemperyalist, sömürge karşıtı duruşları ve bu duruşun sosyalist blok tarafından desteklenmesi o dönemin önemli özelliklerinden birisini oluşturmaktadır.

Söz konusu dönemde, Çin Devriminin lideri Mao Zedung’un, Sovyet rejimini de hedefleyen “Kültür Devrimi” özellikle Avrupa ve ABD gençliğini etkilemiştir. Çekoslovakya’nın Varşova Paktı tarafından işgali de Avrupa gençliğini etkilemiş, zaten var olan anti Sovyetik Avrupa komünist akımını daha da güçlendirmiştir.

1.a. Avrupa ve ABD’de 68

Söz konusu Batı toplumlarında her ne kadar Asya ve Afrika’daki ulusal kurtuluş hareketlerinin düşünsel plandaki etkisinden söz edilebilirse de, Batı 68 gençlik hareketini, aralarında cinsel devrim sloganları atan hippilerin, nükleer silahlara ve savaşa karşı olan pasifistlerin, çevrecilerin, feministlerin de olduğu, farklı amaçlara yönelik genel bir başkaldırı hareketi olarak niteleyebiliriz. Hem kapitalist düzene hem de sosyalist düzene karşı bir başkaldırı hareketi gözlenmektedir Batı 68’inde. Buna karşın, Batı 68’i, özellikle ABD’yi sarstı. Vietnam savaşına karşı barış hareketleri, zencilerin eşitliği için mücadele veren İnsan hakları hareketleri kapitalist ABD’de seslerini yükselttiler.

1.b. Türkiye 68’i

Yukarıda değinilen dünya koşulları ve ülkenin tarihsel koşulları 68 Hareketini etkileyen önemli unsurlardır. Bunun yanı sıra, Türkiye 68’liliği kendine özgü orijinal özellikleri olan bir harekettir.

Türkiye 68 gençlik hareketi, TİP ve diğer sosyalist hareketlerde de olduğu gibi, 27 Mayıs askeri cuntasının içine doğduğu Türkiye koşullarının da etkisiyle yeşertilen 61 Anayasasının bir ürünü sayılabilir

C. Türkiye 68 Hareketinin Belirgin Özellikleri

 1.c.

Öğrenci sorunlarından kalkarak ülke sorunlarına ulaşan Türkiye 68 hareketi, bağımsızlıkçı, demokrat ve sosyalist bir karaktere sahipti. Türkiye solundaki tüm hareket ve örgütlenmeler gibi, 68 gençliği de ülkenin tarihsel geçmişinden özellikle de ulusal kurtuluş savaşından yani dünya emperyalist güçlerine karşı verilen bağımsızlık mücadelesinden etkilenmişti ve ona saygı duymaktaydı.  68’in şiarlarından olan tam bağımsızlık, Kurtuluş Savaşının “İstiklal-i Tam” ilkesinden kaynaklanıyordu. Dünya ve Türkiye tarihini inceleyen ve sosyalizmi temel alan 68’liler kısa sürede, ülke sorunlarının sınıflı toplumdan kaynaklandığının bilincine vardılar. Dolayısıyla nihai hedefin, tüm insanlığın gerçek anlamdaki kardeşlik ve eşitliğinin hayata geçirildiği bir toplum düzeni olduğunu savundular. 68 Hareketinin kısa zamanda boykot ve işgallere dönüşmesi, fabrika ve toprak işgallerinin desteklenmesine ve tetiklenmesine dünya genelindeki Sovyet, Çin Devrimlerinin ve Üçüncü Dünya halklarının ulusal Kurtuluşu mücadelelerinin desteklenmesi bu düşünceden kaynaklanıyordu.

a. Türkiye 68 Hareketinin en önemli özelliği yukarıda da belirtildiği gibi bir “Tam Bağımsızlık Hareketi” oluşudur. 68’lilerin kendi söylemlerine göre de bu hareketin adı, “Milli Demokratik Devrim” (MDD) dir.

Türkiye Solunun Türk siyasal yaşamındaki ideolojik hegemonyasını kurma çabası boyunca, bağımsızlığın güçlü bir biçimde vurgulandığı bir anti- Amerikan söylem kapsamında Milli Kurtuluş savaşından esinlenen iki temel kavramın kullanıldığını görmekteyiz;   Kuvayı Milliye ruhu ve “İkinci Bağımsızlık Savaşı”.. Türkiye 68 Hareketi’nin özelliğini yansıtan en belirgin ve baştan sona sahip çıktığı slogan da “Tam Bağımsız Gerçekten Demokratik Türkiye” sloganıdır. Bu sloganın kısa açılımı da şöyleydi: Türkiye 1918’lerde emperyalist güçler tarafından işgal edilmiş ve bir kurtuluş savaşı verilerek “Tam Bağımsız Türkiye” kurulmuştu, fakat daha sonra işbirlikçi iktidarlar döneminde tekrar emperyalizme bağlanmıştır. Dolayısıyla yeniden bir “Milli Kurtuluş Savaşı” verilmelidir, bunun adı da “Milli Demokratik Devrim”dir. Siyasetin özü bu olduğu için 68 döneminde Milli Kurtuluş Savaşına ve onu gerçekleştiren Mustafa Kemal’e ödünsüz sahip çıkılmıştır.

Bu iki kavramın Türkiye solunda YÖN hareketinden TİP’e dek bolca kullanıldığını görmek mümkündür.Örneğin,  TİP’in 1964 İzmir İl kongresindeki konuşmasında, Aybar, “Türkiye, tarihin en kritik günlerini yaşıyor. Bağımsız bir varlık olarak yaşayabilmek için Türkiye 2. Milli Kurtuluş hareketini zafere ulaştırmak zorundadır” (1968: 443) demekte ve yine 11 Aralık 1966 günü Londra’ya hareket etmeden önce basına verdiği demeçte de “İkinci Milli Kurtuluş mücadelemizin şanlı bayrağını sosyalist Türkiye İşçi Partisi taşımaktadır..Tıpkı birincisinde olduğu gibi zaferi yine emekçi halk kitleleri kazanacaktır” açıklamasını yapmaktaydı (1968: 495).

68 Gençlik hareketinin bu özelliğini yansıtan birçok olay ve olgunun birkaç örneğine aşağıda değinilmiştir:

* Atatürk’ün Bursa nutku bildiri haline getirilip dağıtılmakta, işgallerde büyük bez pankartlara yazılarak fakültelerin duvarlarına asılmaktaydı.  29 Ekim 1968 tarihinde Samsun Atatürk heykelinin önünde başlayıp, 10 Kasım 1968’de Anıtkabir’de biten yürüyüşün adı “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal yürüyüşü” idi. Bu yürüyüşe devrimci önderlerin çoğu katılmıştır. 16 Şubat 1969’da İstanbul’daki devrimci gençlerin işçilerle birlikte düzenlediği ve gericilerin saldırısına uğrayıp iki kişi öldüğü için “Kanlı Pazar” olarak tarihe geçen eylemin adı da “Emperyalizme Karşı Mustafa Kemal Yürüyüş ve Mitingi” idi. Atatürk’ün kalpaklı resmi panolarda ve amblemlerde çok sık kullanılmaktaydı.

* 8 Mart 1970 tarihinde Dev-Genç öncülüğünde çok sayıda devrimci örgüt tarafından Ankara’da ortak bir basın toplantısı düzenlenerek “Türkiye’nin 1919 yılındaki gibi işgal altında olduğu” belirtilip 16-21 Mart 1970 haftasının “Bağımsızlık Haftası” olarak ilan edildiği açıklanmıştır. 14 Mart 1970 günü DTCF bahçesinde düzenlenen forumdan sonra ilk TBMM’nin açıldığı binaya girilmiş ve ilk meclisin açılışındaki hava yaratılarak “Biz gerici parlamento değil, Mustafa Kemal’in emperyalizme karşı açtığı devrimci meclisi istiyoruz!” açıklamasında bulunulmuştur.

*68 Dönemi Amerikan karşıtı eylem ve etkinliklerle doludur. NATO’ya, ikili Anlaşmalara ve ülkedeki Amerikan üslerine karşı miting ve gösteriler biçiminde ortaya çıkan bu eylemliliklerden en önemlisi, Amerikan 6 Filosunun erlerini Dolmabahçe’de denize dökülmesi ve ODTÜ’de “Vietnam kasabı” diye anılan Amerika Büyükelçisi Robert Commer’in arabasının yakılmasıdır. ABD Dışişleri bakanı Dean Rusk’ın bozuk yumurta yağmuruna tutulması, Mc Namara’nın Ankara’ya gelişinin havaalanından itibaren protesto edilmesi, TUSLOG’a (Amerikan malzeme deposu) yapılan saldırılar ve eylemlerde sık sık Amerikan bayrağının yakılması gibi olaylara 1960lı yıllarda çok sık rastlanmıştır.

b. Türkiye 68 Hareketinin önemli özelliklerinden birisi de, toplumun muhalif kesimlerinin hareketin içine katılımının sağlanması ve yine 68 gençliğinin Türkiye emekçi sınıf ve katmanlarının eylemlerini bizzat katılarak sonuna dek desteklemesidir. Bu anlamda 68 Hareketi, üniversite çevrelerinde yoğunlaşmış bir öğrenci-gençlik hareketi değil, Türkiye düzlemine yayılmış bir toplumsal muhalefet hareketidir.

Bu özelliğinin sonucu olarak 1960’lı, 70’li yıllarda 68 devrimcileri, grev yapan işçileri, boykot yapan öğretmen ve memurları, ürettiklerini değerlendirmede sorun yaşayan köylüleri, ağaların gasp ettiği toprakları işgal eden köylüleri desteklemişler ve bu eylemlere fiilen katılarak hepsine destek vermişlerdir. Bu tür eylem ve etkinliklerin örneği de pek çoktur. Bazı örnekler şöyle sıralanabilir:

* Başta 15-16 Haziran 1970’de, yeni sendika yasasına karşı direnişe geçen işçilerin İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Ankara’da başlattığı eylemler olmak üzere, Türkiye’nin her tarafındaki işçi eylemlerine devrimciler kalabalık gruplar halinde katılmışlardır. Fabrikalarda, atölyelerde ve toplu iş merkezlerinde yürütülen grev ve direnişler desteklenmiştir. 1977 Yılında, madeni eşya üreticisi işverenlerin işçilere karşı yürüttüğü greve karşı direnişe geçen işçilerin eylemleri toplum çapında desteklenmiş ve Ankara’da büyük bir miting yapılmıştır.

*1967 yılında arka arkaya Doğu mitingleri yapılmış, topraksızlık ve bölgeler arası kalkınma farklılığı sorunlarına ilgi çekilmiştir.

*1969 ve 70 yıllarında Karadeniz fındık üreticisi köylerde haftalarca yürütülen çalışmalar sonucunda Ordu ve Fatsa’da fındık üretici mitingleri, Alaçam, Akhisar, Ödemiş tütün üreticisi köylerde yapılan çalışmalar sonucunda da Alaçam, Akhisar ve Ödemiş tütün mitingleri yapılmıştır. Ayrıca haşhaş ekiminin yasaklanması üzerine aynı yıllarda birçok yerde haşhaş mitingleri düzenlenmiştir. Bunlardan başka, pancar, pamuk, üzüm gibi üretim dallarında miting ve etkinlikler yapılmıştır.

*Antalya-Elmalı, Çorlu, Değirmenköy, Tekirdağ Taşumurca, Çanakkale-Biga, İzmir-Torbalı, Ankara-Haymana gibi Türkiye’nin pek çok bölgesinde, köylülerin ektiği topraklara ağaların el koyması üzerine köylüler topluca direnişe geçmişlerdi. Buralara giden devrimciler haftalarca bu köylerde kalarak köylülerin direnişlerine destek vermişlerdir. Köylülerin dedelerinden beri ekmekte olduğu topraklara ağaların ellerine geçirdikleri bir tapu ile sahip çıkmalarına daha sonra Bülent Ecevit, “Toprak işleyenin, su kullananın” söylemiyle destek vermişti. Özellikle Bafa Gölünün kurutulan kısmına Menderes’in halasının sahip çıkması üzerine Atalan ve Göllüce köylülerinin direnişi yıllarca unutulmamıştır.

c. Türkiye 68 Hareketinin önemli bir başka özelliği dünya halklarının kardeşliğine ve emperyalizme karşı verilen mücadelenin ortaklığına olan inançtır. Bu anlayışın gereği olarak, Küba’nın ve Güney Amerika’nın ABD ile sürdürdüğü mücadele yakından izlenmiş ve desteklenmiştir. İsrail yayılmacılığına karşı yürütülen Filistin kurtuluş hareketi, Vietnam ve Kamboçya halkının ABD emperyalizmine karşı verdiği bağımsızlık savaşları da aynı şekilde desteklenmiş ve ABD emperyalizmi mitingler, paneller, forumlar ve çeşitli etkinliklerle protesto edilmiştir. ABD’nin Vietnam’da işlediği insanlık suçunu araştırmak üzere kurulan uluslar arası Russeli Mahkemesi’nde TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar da yargıç olarak görev almıştır. Ho Şi Minh, Yaser Arafat, Mandela, Che Guevera gibi Amerikan karşıtı hareketleri yürüten liderler kendi halkımızın devrimci liderleri gibi tanınmıştır. Filistin halkıyla dayanışma amacıyla El Fetih saflarında mücadele de bunun bir göstergesidir.

Amerikanın Yunanistan, Şili ve Bolivya gibi ülkelerinde tezgahladığı cuntalar lanetlenmiştir. Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atmasının yıldönümlerinde Amerikan karşıtı etkinlikler düzenlenmiştir. Türkiye’nin NATO yanlısı dış siyaset anlayışına karşı 68’liler “Dünya halklarının kardeşliği” adına Üçüncü Dünya ülkelerini destekleyen siyaset izlemişlerdir.

d. 68 Hareketinin önemli özelliklerinden bir başkası, hareketin nihai hedefinin “Sosyalizm” olduğudur. Çoğu TİP kökenli olan 68 Devrimcilerinin savunduğu “Milli Demokratik Devrim” tezine göre, tam bağımsızlık sağlandıktan sonra sosyalizmin inşasına geçilecektir. Zaten milli demokratik devrimin öncüsü, işçi sınıfının ideolojisi ve işçi sınıfının kendisidir. Milli demokratik devrim hareketine göre dünyadaki temel çelişki “İşçi-İşveren” (Emek-Sermaye) çelişkisidir, fakat baş çelişki emperyalizmle dünya halklarının çelişkisidir.

Dev-Genç’in yayınladığı İleri Dergisi’nin 5’inci sayısında köy çalışmalarına katılacak militanlarda aranan özellikler sayılırken, “Köy sorunlarına yabancı olmamaları, Milli Demokratik Devrim nedir, kimler tarafından hangi sosyal sınıflarla gerçekleştirilir […] sorularına cevap verebilmelidir” denilmektedir. 6 Mayıs 1972’de idam edilen THKO’nun teorik lideri Hüseyin İnan da MDD hakkındaki görüşlerini Türkiye Devriminin Yolu adlı çalışmasında şöyle açıklar: “Emperyalizmin hegemonyası altında, yarı bağımlı, az gelişmiş bir ekonomiye sahip olan Türkiye’de devrim stratejisi Milli Demokratik Devrimdir […] Sosyalist devrimde, işçi sınıfı ile ittifaka girecek sınıf ve tabakalarla, anti-emperyalist mücadelede (MDD süreci) ittifaka girecek sınıf ve tabakalar farklıdır…”

e. 68 Hareketinin başka bir özelliği, kendine özgü örgütleri, liderleri ve teorisyenlerinin olmasıdır. Bu örgüt ve liderler hareketin kendi pratiği içinde yetişmiştir. 68 Hareketinin ilk ve en önemli örgütü kuşkusuz Türkiye İşçi Partisi (TİP) idi, fakat çeşitli ideolojik bölünmeler ve TİP’teki parlamentarist ve pasifist eğilimler nedeniyle, örgüt, 68 devrimcilerini bünyesinde barındıramaz olmuştur. 68 Hareketini ideolojik ve pratik olarak tümünü kucaklayan bir parti örgütünün olmaması, 68’li gençleri kendi partileşmelerini oluşturma çabalarına itmiştir.

68’lilerin en tanınmış gençlik örgütü ise, Ekim 1969’da Devrimci Gençlik Federasyonu’na (Dev-Genç) dönüşen Fikir Kulüpleri Federasyonu’dur. Dev-Genç köy eylemlerini ve mitinglerini organize etmekte ve Türkiye’nin her tarafında “Tam Bağımsızlık” mücadelesi yürütmekteydi. Üniversite çevrelerinde düzenlediği “Forum” denilen etkinlikler devrimcilerin bilinçlenmesini ve bilenmesini sağlıyordu.

1961 Anayasasıyla toplumumuza getirilen örgütlenme ve düşünce özgürlüğünün bir sonucu olarak, 68 Hareketinin önemli bir önceli olarak, Türk İş’ten ayrılan sendikacılarca kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DİSK) ve TİP (Türkiye İşçi Partisi) sayılabilir. 68 Hareketi dönemindeki demokrat ve sosyalist ögretmenlerin oluşturdukları en önde gelen öğretmen örgütü, 12 Mart’tan sonra Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği’ne (TÖB-DER) dönüşen, Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) idi.

 D. 12 Mart Süreci ve Türkiye’de Devrimci Hareketin Bastırılması

Yerlİ ve yabancı sermaye güçleri, 68 hareketi dahil olmak üzere , devrimci birikim ve örgütlenmeleri bastırmak için içli dışlı plan ve projeler üretmeye başladığı görülmektedir.. Türkiye 68 Hareketinin ve o dönemde ülkemizde etkin olan demokrat, sosyalist, devrimci tüm hareket ve örgütlülüklerin bastırılmasında kuşkusuz en önemli etken budur. Öncelikle 68 Hareketini halktan soyutlamak ve kitlelerle bağını koparmak için akıl ve mantık dışı söylemlerle karalama kampanyaları başlattı. Komünizm üzerine üretilen kuramlar halka benimsetildi. Dinsel ve geleneksel değerler kullanılarak halk arasında devrimcilere karşı hoşnutsuzluk yaratıldı. Hareketi sabote etmek için özel eğitilmiş ajan ve bozguncular soktular.

Devletin tüm güçleri 68 Hareketini ezmek için seferber edildi. Sıradan eylemlerde çok sayıda devrimci gözaltına alınarak karakollarda ve emniyet müdürlüklerinde işkencelere tabi tutuldu. Özel eğitilmiş faşist militanlar devrimcilerin üzerine sürüldü ve devrimci kesimin meşru müdafaa olarak silahlanması ile çıkan çatışmalar sağ-sol çatışması olarak yansıtıldı. 68 Hareketine ortam sağlayan anayasanın lüks olduğu ve anarşiye yol açtığı temasını yaygınlaştırdılar. Nihayet 68 Hareketini ezmek için 12 Mart 1971’de Amerika destekli bir askeri kanlı cuntaya başvuruldu.      

12 Mart ile burjuvazi, iktidarını sağlamlaştırma, iktidarındaki açıkları kapatma, eksikliklerini tamamlama, iktidarını tahkim etme amacını güdüyordu. Bu tesbitin en güzel göstergesi, Sanayi ve Ticaret Odalarının yayın organı Türkiye İktisat Gazetesinin 12 Mart öncesi başyazılarında, büyük sermaye, anarşiyi söküp atabilmek için “Anayasa ve buna buna müteferri kanunların ta’dil edilmesi”, genel grevin kabulunü, Köy Enstitülerinin “ihyasını”, seçim yasasının “rüşt yaşına indirilmesini” talep edebilecek yasa tekliflerinin TBMM’ye gelmesinin başka türlü engellenemeyeceği, 141-142 maddeleri Anayasa mahkemesine götüren TİP’in ise kapatılmasının gerektiği açıkça ifade edilmekteydi. 12 Mart askeri cunta dönemi denilen bu süreçte ordu içindeki devrimci kadrolar tasfiye edildi. Üniversite öğretim elemanları, üst düzey görevliler, hukukçular, doktorlar, öğretmenler tutuklandı. 11 ilde sıkıyönetim ilan edildi, fakat aslında tüm yurtta sıkıyönetim koşulları uygulandı. Gazeteler ve kitaplar toplatıldı ve Faşist Almanya ve İtalya’da olduğu gibi yakıldı, basın susturuldu, toplumun her kesimine baskı ve zulüm yapıldı. Yüzlerce genç işkenceye tabi tutuldu. Nurhak, Kızıldere, Munzur, İstanbul Maltepe gibi operasyonlarla Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir, Sinan Cemgil, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi çok sayıda devrimci öldürüldü.

12 Mart’ın tüm aşamalarında, birkaç istisna dışında tüm yöneticiler, sıkıyönetim askeri mahkemeleri görevlileri ve cezaevi personeli yürürlükteki hukuk ve yasaları ihlal ettiler. 12 Mart iktidarları yargıya açıkça müdahale ettiler ve mahkeme bağımsızlığı ayaklar altına alındı.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan işlemedikleri bir suçtan yani Anayasayı tebdil, tağyir ve ilga ile suçlandılar ve Ankara 1 Nolu Askeri Sıkıyönetim mahkemesinde idamla yargılandılar. Tüm diğer 68 devrimcileri gibi 61 Anayasasının getirdiği hak ve özgürlükleri, Türkiye’nin bağımsızlığını, Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesini savunan, emperyalizme karşı savaş verilerek tam bağımsız ve demokratik Türkiye’nin kurulması ve sınıfsız sömürüsüz bir düzenin yolunun açılmasını isteyen üç genç, 6 Mayıs 1972 günü sabaha karşı Ankara merkez kapalı cezaevinin bahçesinde idam edildiler.

12 Martın getirdiği hak ve özgürlük ihlalleri

Anayasa ve bir çok yasa sermayenin talepleri doğrultusunda, emekçi sınıf ve katmanlar aleyhine değiştirildi. Aynen Anayasa’da olduğu gibi, Sıkıyönetim Yasasında, ceza yasasında, Dernekler yasasında, ceza yargılamaları usulü yasasında, polis görev ve yetki yasasında, Danıştay yasasında emekçi halk, kişi ve kuruluşlar aleyhine değişiklikler yapıldı. Yasama, yürütme, yargı ayrımı ciddi darbe aldı. Kişi hak ve özgürlükleri tırpanlandı.Dernekler yasası, ve askeri Danıştay yasası gibi yeni baskı yasaları getirildi.

Sıkıyönetimi sürekli hale getirmek, sıkıyönetimsiz sıkıyönetimi gerçekleştirmek için bir sınıf mahkemesi olan, siyasal nitelikli, olağanüstü ve özel DGM’ler kuruldu. İşkenceli sorgularda elverişli olanaklar sağlanması için gözaltı süreleri uzatıldı. Doğal yargını yerine olağanüstü yargı konulmaya çalışıldı.Masumiyet karinesi kaldırıldı, hakimlere sanıkları ve avukatları duruşmadan atma hakkı tanındı, savunma hakkı süre bakımından ksıtlandı, Danıştay’da  idarece “gizli” olarak tanımlanan belgelerin avukat tarafından incelenmesi engellendi. Sıkıyönetim bildirileriyle yataklık suçunun cezası 2 yıl iken idama çıkarıldı.

Sıkıyönetim döneminde, gözaltına alınan, tutuklanan ve sıkıyönetim askeri mahkemelerinde yargılananların sayısı 20.000’e ulaştı.

12 Mart askeri cunta döneminde Türkiye bir ilk daha yaşadı. İsrail başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılmasına misilleme olarak 17/18 Mayıs 1971 gecesi, üniversite öğretim üyeleri, avukat, doktor, mühendis, mimar, öğretmen, sendikacı, üniversite öğrencisi, işçi ve köylülerden oluşan 4.000 kişi “rehine”olarak gözaltına  alındı.

Sonuç olarak, 12 Mart ve onu izleyen 12 Eylül darbeleri NATO’nun bilinci içerisinde tezgahlanarak uygulanmış ve Türkiye sermaye sınıfları darbelerin arkasında olmuştur. AB ve ABD’li yetkililer Türkiye’de insan haklarının çiğnendiği, işkencelerin acımasızca sürdüğü, aydınların demokratların hapsedildiği, yargısız infazların sürüp gittiği cunta dönemlerinde hiç seslerini çıkarmamışlardır.

 

2. 20 YIL SONRA –  68’LİLER BİRLİĞİ VAKFI

             A. Vakfın Oluşumu ve İlk Etkinlikleri 

       a. İstanbul’daki Çalışmalar

12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerinin bir silindir gibi 68’lilerin üzerinden geçmesinden sonra 68 ruhu ve bilinci hızla yok olma sürecine girdi. Bunu gören 68’liler 1989 yılından sonra harekete geçerek yeniden örgütlenme çalışmalarına girdiler. Aslında, bu çabayı, bir dönemin direniş ruhunu, kavgayı, rüyayı, sevgiyi ve ölümü paylaşanların yıllar sonra yaşamı paylaşma ve dayanışma arayışı da diyebiliriz.

Bu çabanın bir nedeni de, 68’liler arasında kötü yaşam koşullarının getirdiği vakitsiz ölümlerdi. Bu bağlamda da, dayanışma ağırlıklı birliktelik arayışlarını öne çıkarıyordu. Örneğin; Ankara’da, Mehmet Demir’in kalp krizinden ani ölümü sonrası, Mülkiyeliler Birliği salonunda yapılan toplantıda, geride kalanlarına nasıl bir destek sağlanacağı tartışılırken, “Örgütlenmenin” gerekliliği ortaya çıkmıştı.

1990’da İstanbul’daki 68’li arkadaşlar, “Kuru Çeşme toplantıları” ana başlığı altında belli aralıklarla toplantılar düzenleyerek yeni bir örgütlenme arayışına girdiler. Bu toplantılar için özellikle Büyük Şehir, Eminönü ve Küçük Çekmece Belediye başkanlarının  “68’lilerin Örgütlenmesi” için destekleri de sağlanmıştı. Bu arkadaşlar 1991 yılında “68 kuşağından olan veya kendini 68’li sayanları” 68’liler Birliği Vakfı adı altında bir araya getirmek için bir girişim komitesi oluşturdular. Bu girişim, Deniz Gezmiş Enstitüsü girişimi ile birlikte çalışmaya başladı. Amacı, 68’liliğin içerdiği düşünce ve ideallerden habersiz olan kuşakları, “Tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir Türkiye” kavramı ve bu kavramın hayata geçmesinden sonra sağlanacağı düşünülen sınıfsız, sömürüsüz yeni bir dünya projesiyle ile tanıştırmaktı.

Vakfın amacı özet olarak, 1968 Hareketinde simgelenen toplumsal muhalefetin temel kavramlarıydı. Bu amaç Vakıf senedinde, “Kişisel ve toplumsal gelişmenin önündeki her türlü engel kaldırılarak, insanın yaratıcı düşüncesi ve araştırıcılığının öne çıkarılması, insanın üretici yeteneği geliştirilerek en üst düzeyde topluma hizmet sunabilmesinin sağlanması, insani erdemlerin yüceltilmesi ve sonuçta insanın insanca yaşayabileceği bir ortamın yaratılması… Kısaca 68 geleneğinin yeniden ve daha üst düzeylerde üretilmesi için toplumu aydınlatma çalışmaları” olarak formüle edilmişti.

Bu bağlamda, idam edilen, öldürülen 68’lilerin anılarının yaşatılması, bunların genç kuşaklara aktarılması, idam kararlarının kamu vicdanında mahkum edilmesi Vakfın amaçlarındandı. Ayrıca döneme ilişkin bilgi, belge, mektup, fotoğraf, anı v.b. den oluşan bir arşiv oluşturulması, konferanslar, paneller, sergiler, belgesel bir filim yapılması ve bu çalışmalar için komiteler kurulması öngörülen çalışmalar arasındaydı.

Bu amaçlar doğrultusunda hareket eden girişimciler nihayet 1992 yılında, o dönemin parasıyla 2 milyon lira kurucu ortak payı ile 68’liler Birliği Vakfı’nı İstanbul’da kuruluşunu tamamladılar. Vakfın geçici yönetim kurulu şu isimlerden oluşuyordu: Selçuk Polat, Gökalp Eren, Mustafa Zülkadiroğlu, Haşmet Atahan, A. Naci Akgün, Şaban İba, Namık Kemal Boya, Celal Beşiktepe, Ali Rıza Dizdar, Alaaddin Anahtar, Aydın Çubukçu.

b. Ankara’daki Vakıf Örgütlenmesi Çalışmaları

Ankara’da ciddi bir yer sıkıntısı vardı. Kimi arkadaşlar özveride bulunarak özel işyerlerini kuruluş toplantılarına açıyorlardı. İstanbul’daki çalışmalar sürerken Ankara’da da 68’lileri bir araya getirmeyi amaçlayan kapalı salon ve açık hava toplantıları düzenlenerek örgütlenmeye ilişkin düşünce ve öneriler tartışılıyordu. Özellikle “Söğütözü1 ve Söğütözü2” Açıkhava toplantıları bu örgütlenme çalışmalarının önemli aşamaları olmuştur. 1989 yılında başlayıp, 68’liler Birliği Vakfı’nın kuruluşuna kadar geçen süre içerisindeki bu toplantılarda iki ana konu işlenmişti.

Bunlardan birincisi: 68 DÖNEMİ, ikincisi de; 68LİLİK ANLAYIŞININ tanımlanması idi. Aslında, bu iki ilke o kadar önemliydi ki, hangi ad altında olursa olsun örgütün ve birlikteliğin ortak paydası “ 68’LİLİK” olacaktı ve sonuçta da öyle oldu.

Bu toplantılarda 68 Dönemi, “1965 ile 1970 Aralık ayı arasında, TİP ile başlayıp, gençlik arasında, SFK, FKF ve DEV-GENÇ örgütlenmeleri ve bu örgütlerin etkinlik süreci” olarak belirlendi. 68’lilik ise; Bu süreç içerisinde, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizmi amaçlayan, “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” sloganını öne çıkarmak olarak tanımlandı. 68’Liler Birliği Vakfı, bu paydayı benimseyen arkadaşlarımız tarafından kuruldu.

Kuruluş toplantılarında, örgütün adı da önemli bir tartışma konusu oldu. Vakıf, sendika, kulüp, dernek vb. gibi…

Ankara’daki kuruluş, çalışmalarının altyapısında, Açıkhava toplantıları, 1991 Şubat ayında Barolar Birliği Lokali’nde, 1992 yılı Şubat ayında Belpa’da (Büyükşehir Belediyesi Buz Pateni salonu) düzenlenen “68’liler Dayanışma yemeğinin etkileri büyük olmuştur.

Ergin Konuksever’in 68 dönemine ilişkin fotoğraflarının seçilip İstanbul’da sergilenmesi Vakfın ilk önemli etkinliklerinden olmuştur. Ankara’daki ilk önemli etkinlik ise, İstanbul’daki bu fotoğrafların getirilip, bulunabilen döneme ilişkin diğer fotoğraflarla birlikte, 6 Mayıs 1993 günü Kültür Bakanlığı Resim Heykel salonunda “Fotoğraflarla 68 Sergisi”nin düzenlenmesi olmuştur. Bu sergiyi on gün içerisinde 45 bin kişi gezmiştir. Bu serginin açılması ve toplumda bu kadar ilgi görmesi Türkiye’de önemli bir dönüm noktası olmuştur.

6 Mayıs 1993’e kadar, DENİZ’ lerin mezarı başına gidenler ya gözaltına alınıyor, ya da tedirgin ediliyordu. O gün çok büyük bir kalabalığın Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in mezarını topluca ziyaret etmesi bu baskıyı kırmıştır.

Ankara’da Vakfın yer sorunu 1993 yılının Ağustos ayında SSK İş hanında 68 Restoran adı altında büyük bir yer kiralanmasıyla çözülmüş oldu. 4 üniteden oluşan ve 5000 dolara kiralanan, kuruluş çalışmalarını sürdürüldüğü bu mekanda, Vakfın Ankara temsilciliğine ayrı bir ünite tahsis edilmişti.  Burası, Vakfın gelişme büyüme dönemine tanıklık etmişti. Resim heykel sergilerinin, bilimsel söyleşilerin, kültürel etkinliklerin düzenlendiği bu yer 68 Örgütlenmesine çok önemli bir ev sahipliği yapmıştır. İlk 68 Takviminin basılması, ilk arşiv çalışmaları, adreslerin toparlanması bu mekanda gerçekleşmiştir. Vakıf, herhangi bir bedel ödemeden kullandığı bu yerden 1995 yılında kendi kiraladığı ayrı bir adrese taşınıştır.

B. Vakfın Kuruluş sonrası Etkinlileri ve Sıkıntıları

Bu dönem, Erbakan önderliğindeki siyasi hareketin ülke düzeyinde köktendinciliği tırmandırdığı yıllardı. Buna paralel kuruluş sürecindeki 68’liler Birliği Vakfı’nın da adının en çok duyulduğu dönem olmuştur. Erbakan’nın, geleceğiz de, kanlı mı geleceğiz kansız mı geleceğiz” sözü üzerine, İstanbul Merkez de “NASIL GELİRSEN GEL BİZ HAZIRIZ” pankartının asılması Vakfa çok büyük bir itibar kazandırmıştır.

1996lı yıllar Vakfın (özellikle de Ankara’da) yükselme yılları oldu. Aylık olarak yayınlanan ALTMIŞSEKİZLİ dergisi çıkarıldı. Yazı kurulunda çalışan arkadaşların özverili çalışmalarıyla dergi periyodik olarak yayınlandı. Bu dergide, 68 dönemine ilişkin belge, fotoğraf, Dev-Genç etkinlikleri, köy çalışmaları raporları, sol siyasetlerin ve bilim adamlarının yazılarına yer verildi.

TBMM. Kütüphanesinden arşiv taraması, canlı tarih oluşturma çalışmaları, 68’liler Birliği Vakfı Yayınlarının kurulması, Deniz Gezmiş Enstitüsü ve Kütüphanesi Projesi bu dönemde gerçekleştirilmiştir. Meclis Kütüphane Müdürü aracılığı ile çıkartılan idamlara ilişkin ”Meclis Tutanakları” nın yayınlanması da Vakıf Yayınevinin ilk kitabı oldu. Vakıf,  1968 yılında düzenlenen Samsun- Ankara “Tam Bağımsızlık İçin Mustafa Kemal” Yürüyüşünü 30’uncu yılında yinelemiş ve Ankara Milli Kütüphane’de “68’in 30’uncu Yılı” SEMPOZYUMUNU düzenlemiştir. İki gün süren panelin tutanakları Vakıf Yayın Kurulu tarafından yayınlanmıştır. Aynı dönemde Ankara’da Bağımsızlık ve demokrasi haftası (1/6 Mayıs 1997)  kapsamında yapılan ve üç oturumdan oluşan bir paneldeki konuşmalar “68 Yargılıyor” adı altında  kitaplaştırılmıştır.

Mersin Temsilciliğinin açılması ve 68 Ormanı’nın oluşturulması, İzmir ve Adana’da sürdürülen çalışmalar ve düzenlenen toplantı ve yemekler İstanbul ve Ankara dışında Vakfın örgütlenmesinin çok önemli adımları olmuştur.

1996’da Vakfın yükselmesindeki en büyük etken, Vakfın, mevcut olan tüm sol siyasetlere ve partililere eşit uzaklıkta durması, üyeleri arasındaki paydanın 68 ilkeleri oluşundan kaynaklanıyordu. 1996’da, kapitalizm/emperyalizmin izleyeceği siyasetler henüz netleşmemişti. Bu bağlamda, Kürt sorununa ve Türkiye’nin geleceğine ilişkin farklı bakışlar henüz ortaya çıkmamıştı. 1996’lardan sonra, kimi sol siyasi parti ve grupların Vakıf yönetiminde etkin olma girişimleri Vakfın 68’liliği kucaklayabilme gücünün zayıflamasında etkili olmuştur.

1998’de, 68’in 30’uncu yılı kutlamaları sırasında ve özellikle Samsun-Ankara yürüyüşü sürecinde ve sonrasında Vakıf içerisindeki tartışmalar, ayrışmanın işaretleri sayılabilir. Ayrıca 1998’den itibaren, ülke düzeyindeki genel siyasi gelişmelerin de etkisiyle, Vakıf hem dışarıdan gelen baskılarla (Mahkeme vb.) hem de kendi içinde yaşadığı farklı düşüncelere sahne olmuştur.

C. Vakfın Bugünkü Durumu

68’liler Birliği Vakfı kısa zamanda bu süreçten geçmiş ve Türkiye 68’lilerini bünyesinde toplamayı önemli ölçüde başarmıştır. Vakıf her yıl yaz ve kış yemekleriyle 68’lileri bir araya getirmektedir. Başta 6 Mayıslar olmak üzere her yıl, 68’li liderlerin ölümlerinin, faşizan saldırıların, 68’lerdeki büyük yürüyüş, etkinlik ve mitinglerin yıl dönümlerinde anma etkinlikleri düzenlemektedir. 68’in 40’ıncı yılı etkinlikleri İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde fotoğraf sergileri, paneller, açık oturumlar, mezar başı anmaları gibi sayısız etkinliklerle anılmıştır.

Vakıf, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının avukatı Halit Çelenk’in kitabını yeniden basmış ve jübilesini yapmıştır. İstanbul, İzmir, Bursa ve Adana TÜYAP kitap fuarlarında her sene 68 standı açarak 68 liderlerinin posterlerini dağıtmakta ve 68’le ilgili tüm yayınları tanıtmaktadır. Düzenlediği bir çok konferans, panel, sempozyum gibi etkinliklerle 68 ruhunu ve düşüncesini canlı tutmaya çalışmaktadır.

Bursa, İzmir, Ankara ve Adana’da sürdürdüğü örgüt çatısını genişletme çalışmaları sonucunda yüzlerce yeni 68 gönüllüsü ???? Vakıf çatısında birleşmiştir. Vakıf Genel Yönetim Kurulu toplantılarını dönüşümlü olarak farklı illerde yapmaktadır.

68’liler Birliği Vakfı son genel kurulunu çok sayıda konukların da bulunduğu kalabalık bir katılımla gerçekleştirmiştir. 19 Aralık 2009 tarihinde yaptığı genel kurulunda Vakfın yönetin organlarını şu kişilerden oluşturmuştur:

 

YÖNETİM KURULU ASİL                       YÖNETİM KURULU YEDEK

Sönmez Targan                                               Seyit Nezir

Gökalp Eren                                                    Hüseyin Yalçın Göksel

Namık Kemal Boya                                        Necdet Kavcar

Haşmet Atahan                                                Nemci Koç

Cemil Orkunoğlu                                             Mehmet Can Akyolcu

Mehmet Ulusoy                                               Dinçer Yücesan

Merdan Arslan                                                 Alican Özcan

Turgut Ünlü                                                     İsmail Yeşilyurt

Ali Işık                                                             Nigar Sancak

Mansur Pekgüleç                                              Cemal Şener

Ahmet Nergiz                                                   Necdet Dizman

Ahmet Fazıl Boyacı                                          Nebi Ceylan

Serpil Güvenç                                                   Hüseyin Gürkan

Fikret Babuş                                                      Timur Karagöz

Bora Gezmiş                                                      Tuncay Altuğ

Betül Kuyucu                                                     Meral Özdemir

Ünal Erdoğan                                                     İsmail Gencoğlu

 

ONUR KURULU ASİL                                    ONUR KURULU YEDEK

Necla Ülkü                                                          Necla Özpolat

Cengiz Kayıtmazer                                                 Safa Aslan

Ali Rıza Dizdar                                                       Sarp Tokbudak

DENETİM KURULU ASİL                                DENETİM KURULU YEDEK

Halis Aygül                                                              Yüksel Şahin

Kutay Üstündağ                                                        Kuddusi Öztaş

Talat Güneş                                                               Alper Akçam

 

D. 68’’in bugüne yansıyan mirası

1968’lerde ölümü paylaşanlar bugün, Türkiye’nin geleceğine yönelik saldırı ve tehditler karşısında da duyarlı ve etkin olmak amacıyla 68’liler Birliği Vakfı bünyesinde toparlanmaya çalışmaktadırlar. 68’liler Birliği Vakfı olarak bugün yine, 68’lerde olduğu gibi, “Ülkemizin tam bağımsızlığını” ve “Gerçek demokrasinin, özgürlüğün, barışın, insan haklarının herkes için, ayrımsız olarak uygulandığı, insanın insanca yaşadığı savaşsız, sömürüsüz bir dünya düzeni”  istediğimizi yineliyoruz…

 

Bu nedenle bugün yine,

Emperyalizme hayır!

NATO’ya hayır!

İkili anlaşmalara hayır!

Askeri üslere hayır!

“Yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” ve “Yaşasın sosyalizm!”

Saygılarımızla…

 

Fikret Babuş   Serpil Güvenç   Habip Çalışkan

68 Hareketi/serpil guvenc fikret babus

0 Yorumlar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Name*

Website

Comment

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>