68 Olayları; Almanya-Türkiye; Ortak Yönler/Farklılıklar 0

6, Kasım 2013

Cüneyt Akalın


68 Olayları; Almanya Türkiye; Ortak Yönler/Farklılıklar/cuneyt akalin 68 Olayları;

Almanya-Türkiye;Ortak Yönler/Farklılıklar

                                                   Dr. Cüneyt Akalın

Bu bildiride, genel olarak 68 Olayları’nın niteliği üzerinde durduktan sonra Almanya ve Türkiye örneklerini ana hatlarıyla irdeleyerek ortak yönleri ve farklılıkları  belirtmeye çalışacağım.

 

1. Giriş:

 68 nedir? Önce tersten başlayalım. 68 ne değildir?

İki anekdot anlatarak söze girmek istiyorum:

 Yıl 1995-96 olmalı. Refah Partisi yani İslamcılar  ülkemizin en büyük yerel örgütü olan İstanbul Belediyesi’ni 1994 Martında ele geçirdiler. Ancak, tam iktidar olamamışlardı.  Bugün olduğu gibi, kendilerini meşrulaştırma çabası içindeydiler.  Eski düşmanlıkları bir yana bırakarak,  özellikle  medyatik ünlü Batılı liderlerden destek aramaya koyuldular.

Cemal Reşit Rey Konser Salonunda  düzenlenen toplantının konusunu tam anımsayamıyorum ama çağrılı konuşmacı  “Yahudi asıllı” olduğu  68’den beri sağcılarca israrla  öne sürülen  “solcu” Daniel Cohn Bendit idi. Şu Nanterre’in ele avuca sığmaz çocuğu…

Cohn-Bendit geldi,  bir güzel “demokrasi”yi övdü, İslamcılara gülücükler yolladı. İslamcılar, sevmedikleri Batı’nın ünlü bir politi- kacısından destek alarak rahatladılar. Cohn-Bendit İslamcılara çalıştı. Gidip protesto edelim  dedik, sonra vazgeçtik. Hata ettik galiba.

Bakın, 68 bu değil. Çünkü o yıllarda  militanlık yapmış her TC yurttaşı  İslamcı militanların en küçük  Vietnam gösterisine bile “Allah ü Ekber” sesleri arasında saldırdıklarını bilir.

– – —  —-

Yard.Doç. Dr. Marmara Üniversitesi, 68’liler Birliği yöneticisi

İkinci anekdot: Mülkiye’nin 1968 yılı mezunları geçenlerde  35. Mezuniyet Yılı’nı kutladılar.Bu arada bir sempozyum yapıldı

Bu sempozyuma  AKP hükümetinin İçişleri bakanı Abdülkadir Aksu ve Adalet Partisi’nin  12 Eylül 1980 inin gerekçelerinden birini yaratan Konya eski Belediye başkanı Mehmet Keçeciler de katıldı. Aksu onur konuğu,  Keçeciler  ise panelistti.

Burada da bir yanlışlık var. Durdurun dünyayı inecek var diye haykırmak istiyorum. Bu da 68 değil.

Neden değil, ya da  68 ne?

Değil, çünkü 68’lililk bir yaş sorunu değil, bir kuşak sorunu değil. Medyanın aleti  değil.

68’lilik bir ortak kimliktir,  Türkiye’de Almanya’da, Çin’de, Bolivya Dağları’nda, her yerde yaşanan bir isyandır,  anti-emperyalist, demokratik büyük  bir kitle hareketidir. İnsan oğlunun tanık olduğu en yaygın demokratik  kitle  hareketlerinden biridir.

68’lilik bir tavırdır bir duruştur. Bu duruşun düşünsel temelleri vardır, hedefleri, beklentileri bellidir. İsteyen istediğini 68 diye sunamaz. Dahası, 68 modern çağın kırılma noktalarındandır. Öncesi sonrasından faklıdır.  Bunları  somut olayları ele alarak irdeleyeceğim.

2. Almanya 68:

 Almanya 68’i konuklara anlatmak ne kadar kolay olacak bilmiyorum ama   bizim gençlere kolay olmayacağını biliyorum.

Önce olayları sıralayalım:

(1) . Savaştan tam anlamıyla yakılıp yıkılmış çıkan Almanya’nın Savaştan sonra  hızlı bir kalkınma hamlesini başarıya ulaştırdığını biliyoruz.

“Erhard mucizesi” adı verilmişti buna. Bizim kuşak hatırlar. Dergi-lerden biliyorum. Işıl ışıl yanan Batı Berlin fotoğrafları yanında Doğu Berlin sönük kalırdı.

Kendini toparlayan  Almanya’nın  60’lı yıllarda kendi sorunları ile yüz yüze geldiği söylenebilir. Özellikle gençler ve entelijensiya arasında tartışmalar yoğunlaştı.  Büyük siyasal sorunlar yaşıyordu Federal Almanya. Modern Alman tarihinde özel bir yere sahip bulunan  KPD’nin  fazla şansı yoktu. ABD kaynaklı ideolojik bombardıman anti-komünist Soğuk Savaş havasını kalıcılaştırdı.  KPD  1956’da yasaklandı.  Üstelik  iki ülke arasında geçmişten kalan sorunlar da vardı. Bu sorunlardan biri de Stalin sorunudur.

Almanya’nın köklü kuruluşlarından ve oy oranı yüzde otuzların altına düşmeyen Alman Sosyal-Demokrat  Partisi  SPD’nin  1957’deki ünlü Bad Godesberg  Kongresi’nde kendisini “sınıf değil kitle partisi” olarak tanımladı. “Mümkün olduğunca çok rekabet, zorunlu olarak planlama” “Sosyalist Piyasa ekonomisi” şiarlarını,  refah ve tüketim toplumu projesini kabullendi.  Böylece  sosyalizmden koptu  ve Batı tipi bir sosyal-demokrat parti olmaya razı oldu. Bad Godesberg Programı SPD’nin sorununu  ne kadar çözdüğü belli değildir ama  Sol’un sorununu çözmediğini olaylar  kanıtladı..

Öte yandan Almanya  60’lı yılların başında  ABD’nin Almanya topraklarına yığdığı “nükleer başlıklı füzeler”den dolayı  nükleer savaş tehlikesi ile iç içe yaşıyordu. .

Bu ortam aydın çevrelerde  tartışmaları yoğunlaştırdı.  SPD bu düşünsel sorunları kucaklayabilecek konumda  olmaktan uzaklaştı, hakim sınıf partisine dönüştü.  Apolitik gençlik kitleleri ve muhafazakar sağ bu sorunları kucaklayabilecek  konumda  değildi.

SDS(Socialistiche Deutschland Studentbund)işte bu koşullarda doğdu.

SDS 1965’den itibaren  devrimci bir söylem ve eylem programını benimsemeye başladı. SDS’in başlıca uğraşı gençlik hareketini canlandırmak,  nükleer tehlikeye dikkat çekmek ve  KPD’nin ve  SPD’nin dışladığı demokratik örgütlenme biçimlerini hem kitlesel düzeyde hem de öncü örgüt düzeyinde tartışmaktı. Bu arada yönetime katılma talebi  Almanya’nın o yıllarda en demokratik  akademik  ortamını sunan  Berlin’deki  Özgür Üniversite (Frei Universitat)  öğrenci hareketi içinde güçlendi. Demokratik Almanya’dan Batı’ya geçen muhalif öğrencilerin çoğu da Berlin’de okuyordu.  Bunlardan Rudi Dutschke hareketin  lideri olarak sivrildi.

Bu ortama  Vietnam Savaşı tuz biber ekti ve kitle hareketi canlandı..

Bardağı taşıran son damla, 2 Haziran 1967’de  İran şahı’nın B.Berlin’i ziyareti sırasında yaşandı.  İran’lı öğrencilerin Münih  dışına çıkarılmaları,  yolların kesilmesi sonucu etkilemedi.  Bu gösterilerde e B.Ohnesorg adlı öğrenci polisin açtığı ateş sonucunda öldü.  Polisin şiddete başvurması,  ölüm olayı  gençlik hareketini  daha da canlandırdı, güçlendirdi. Yıllar sonra ilk kez meydana gelen bu şiddet hareketi  toplumdaki dengeleri  sarstı,  Batı Berlin senatörü, Emniyet Müdürü, Belediye başkanı istifa etti.. Almanya genel bir krize sürüklendi.. Çatışmalar sırasında  başından yaralanan bir genç Rudi Dutschke hareketin lideri kimliğini pekiştirdi, medyada hareketin sözcülüğüne soyundu..

SDS  67 yazında büyüdü, irileşti, ancak büyük kitle hareketlerini kucaklayacak çapa ulaşmadı. 68  Öğrenci olayları dalgası  Almanya’yı da etkiledi. Birçok üniversitede işgaller, boykotlar yaşandı.  Gençlik gösterileri Almanya’nın dört bir yanına yayıldı.  Toplum kargaşa yaşamaya itildi. SDS’in  Frankfurt Okulu adını verdiğimiz gurubunun üslendiği “Toplumsal Araştırma Enstitüsü”ni  işgal edişi yeni tartışmaları beraberinde getirdi. … Almanya denince Frankfurt Okulu’na değinmemek olmaz. Frankfurt Okulunun  işçi sınıfının öncü rolünü ve devrimci gücünü inkar edip gençliği ön plana çıkarması ikili bir sonuç doğurdu. KPD’nin ve  SPD’nin bürokratik yapısına ve eylem biçimine karşı çıkarak,  gençliğin önündeki tıkanıklığı açtı ancak örgütlerin yara alması eylemlerin sonucunun sağa sola savrulmasına neden oldu.

Bu hareketler bir süre sonra kitleden koparak, bireysel terör ve şiddete  yöneldiler. Başka ülkelerde de görülen bu eğilimin adı Almanya’da RAF Rote Armee Fraksiyon (Kızıl Ordu Fraksiyonu) dur. Özetle, köşe yazarı Ulrike Meinhoff ile  Andreas Baader’in önderliğindeki küçük bir gurup 1970 mayısından itibaren  şiddete yöneldi. Birçok eylemden sonra  yakalanan Baader-Meinhof’un  cezaevinde sonuçlanan trajik yaşam öyküsü ana hatlarıyla biliniyor. Ancak bu eylemleri biz ve 68’lilerin büyük bölümü 68’in içinde görmüyoruz.

Bunlar çıkış noktasındaki perspektifi yitiren küçük gurupların eylemleridir.

Sonuç:  Bir araştırmacı  “Öğrenci hareketi 1848’den beri Almanya’da görülen ilk gerçek demokratik ayaklanmaydı” diyor. (2) Bu tespitin abartılı olduğu kanısındayım. Ancak  68 Olaylarının Almanya’da  anti-emperyalist mücadeleyi güçlendirdiği açıktır. Ayrıca “demokratik üniversite” mücadelesi hem  üniversitede hem de  toplumda demokrasiyi yaygınlaştırdı.

3. Türkiye:

Önce bir tespit yaparak başlayalım: (3)  60’lı yıllar  Türkiye’de demokrasinin altın yıllarıdır. Siz günümüzde liberal çevrelerin darbe edebiyatına  bakmayın.  1960’da  27 Mayıs Hareketi Amerikancı, gerici iktidarı yıktı, toplumun önünü açtı,  demokratik bir anayasa hazırladı. 61 Anayasası “işçi sınıfının örgütlenme hakkını, “halkın örgütlenme hakkı”nı,  “düşünce özgürlüğü” nü güvence altına aldı,  planlı kalkınmayı gündeme soktu..  … Türkiye büyük bir uyanış içine  girdi. Bir bilinç sıçraması yaşadı.  Türkiye Sol’u keşfetti; Nazım’ı keşetti. Sol’un  ülkeye sunduğu  ciddi, kapsamlı  programın ayırdına vardı.  Aslında bu program   Sol’un Cumhuriyet’ten beri izleyegeldiği programdır. 61 Anayasasının yarattığı demokratik ortamda Sol bu programı ülkenin dört bir yanına taşıdı.  Programın özü şudur: Cumhuriyet’e  sahip çıkmak, onu geliştirmek, halkı örgütleyerek halkın ağırlını artırmak,  gericiliğe karşı çıkmak.

TİP de bu programı savundu.

Bu program gençliğe ulaştı. Halk hareketi ile birleşmek, emekçilere destek olmak için aydınlar seferber oldu.

Ve nihayet güçlü  anti-emperyalist dalga ülkemizi  kucakladı.

Bunun başlangıcı Kıbrıs konusundaki Johnson Mektubu  ( 1964) dur.  Johnson’un müdahalesi Türkiye’de büyük bir öfke yarattı, anti-emperyalist dalganın kamçıladığı Kıbrıs mitingleri  ücra köylere ulaştı. Cyrus Vance ve  dışişleri  bakanı   Dean  Rusk’ı  İstanbul’da ve Ankara’da  “karşılayan”   onbinler Amerikan liderlerini  sokaklarda kovaladılar. “Kahrolsun Amerika, Yankee Go Home” sloganları yeri göğü inletti. 68 Gençlik  hareketleri bu ortamda doğru, gelişti. 9 Haziran’da Ankara’da Dil-Tarih’Coğrafya’da başlayan boykot ve işgaller bir gün sonra  İstanbul’a, İzmir’e, Eskişehir’e, Adana’ya, Erzurum’a sıçradı. Türkiye gençliği elbirliği ile direnişe geçti.

68 Hareketi’nin belli başlı özelliği  baştan siyasal-toplumsal  meşrui- yete büyük özen göstermesidir.Bu nedenle öğrenci işgal ve boykotları büyük destek gördü. Karşı eğilimdeki  başbakan Demirel sustu,  ana muhalefet lideri  İsmet Paşa öğrenci hareketine sahip çıktı. Üniversite- lerde düzenlenen, gerçekten demokratik karakterdeki dev forumlarda  ülke sorunları tartışıldı. Bu forumlarda oluşturulan raporlardan bir bölümünün  bugün bile geçerliğini koruduğu söylenebilir.  Şu denebilir:  68 büyük  bir  koalisyondur.  Mücadeleye Sosyalistler öncülük etti ancak sosyal-demokratlar, Kemalistler, liberaller de katıldı.  68 bir koalisyondur ama dinci ve etnik bölücülük bu koalisyonda yoktur. Bizim gibi uluslaşma sürecini sürdüren ülkelerde dinsel ve etnik örgütlenmeler ulusu böler, kardeşi kardeşe düşürür.

Yanıbaşımızdaki Yugoslavya ve Irak bunun canlı örnekleridir.

İçerdeki örnekler de bunu kanıtlıyor. Bakmayın siz kimi dinci çevrelerin yaldızlı “konsensüs” sözlerine. 68’in  en unutulmaz olaylarından biri “Kanlı Pazar” Yürüyüşüdür. İşçiler ve gençler 6.Filo’yu protesto etmek için   büyük bir yürüyüş düzenlemişlerdi. İstanbul’un tanık olduğu bu en görkemli yürüyüşlerden birine  Taksim’de polis desteğinde konuşlanan  yobazlar saldırdı. İki işçi öldü. O günlerin havasında dinci çevreler anti emperyalizm bayrağını dalgalandıran gençleri “komünistlik”le” “gericilik”le suçluyordu.

Toparlarsak, Türkiye 68’inin belli başlı dış etkenleri Kıbrıs’da ABD’nin izlediği politikanın yarattığı ulusal heyecanın  Amerikan üslerine karşı tepkiyle birleşmesi  ve Vietnam Savaşı karşıtlığıdır. Giderek şekillenen Filistin mücadelesinin de 68’in bilincinde etkili olduğu  söylenebilir. .

İçerdeki belli başlı etkenler ise  61 Anayasası ile  yükselen demokratik mücadele ve  kamuoyunun Sol’u keşfetmesidir. Demokratik Üniversi- te arayışı bu ortamda gelişti. “Özel Okulların Devletleştirilmesi” mücadelesi, “Onlar Ortak Biz Pazar Kahrolsun Ortak Pazar” şiarı ile sloganlaştırılan  Ortak Pazar  karşıtı eylemler 68’in öteki belli başlı eylemleridir.

Başta tam anlamıyla gençliği birleştiren ve büyük bir siyasal destek kazanan 68 hareketi, zaman içinde uyumunu yitirdi.  69’da ODTÜ’de sosyalist gençlerle sosyal demokrat gençler arasında çıkan tartışmanın  sonucunda ana muhalefet partisi  sosyalist gençliği suçladı. Sol giderek iç kavgalara yöneldi.

Gençlik  hareketinin lideri Deniz Gezmiş’in  69 yazında Filistin’e gidişi ve dönüşünden itibaren gençlikten koparak Latin Amerika tipi bir  “kırsal-kentsel gerilla” mücadelesi önermesi mücadelenin mahiyetini  değiştirdi. Deniz Gezmiş’in kurduğu THKO’nun sonraki aylarda “kent ve kır gerillası” eylemlerini başlattığı biliniyor.

Biz Vakıf olarak  68’i anti-emperyalist  demokratik  kitle hareketinin doğduğu ve yükseldiği 67-69 yılları ile sınırlandırıyoruz. Silahlı örgütlerin bu yapının dışında oldukları açıktır.

Sonuç:

Eylemler  geniş bir cepheyi seferber etmişti. Bu nedenle  farklı kesimlerin farklı değerlendirmeler yapması mümkündür. Ancak ortak yanlar da vardır. Bir düşünür “ Öğrenciler doğru sorular sordular, ama doğru yanıtları bulamadılar” (4) diyor. Bunun fazlaca anarşist bir tespit  olduğunu düşünüyorum. Doğru sorular doğru yanıtlar yaratır.

Şunu da tartışalım: Çeşitli ülkelerdeki Eylemler birbirini ne ölçüde etkiledi?  Almanya’dan ne ölçüde etkilendik ya da tersi?

Bizim Almanya’dan fazla haberimiz olmadı. Çünkü o yıllarda iki ülke arasındaki iletişim bugünkü düzeyde değildi.   Türk işçiler yeni gitmişlerdi, fikirsel  temaslar sınırlıydı.  Buna karşılık Fransa’dan daha çok etkilendiğimiz söylenebilir. Çünkü   o günlerde basın daha çok Fransa’yı referans alıyordu.  Ancak  şu noktada net olalım:

Türkiye  68’i  Batı  kaynaklı değildir. Batı yönlendirmeli değildir.

Gençlik Hareketi 68’i kendi dinamizmi içinde keşfetti.   Dışardan kuşkusuz etkilendi ancak bu etkinin daha çok Avrupa dışından (Latin Amerika, Çin Kültür Devrimi?, Filistin)  geldiği söylenebilir.

Türkiye bir ülke ile kıyaslanacaksa   Meksika ile kıyaslanmalıdır.

Meksiko City’nin Anayasa  Meydanı’nda yaşamı pahasına “Yaşasın sosyalizm”, “Yaşasın Küba” “Kahrolsun Yankee Emperyalizmi” diye bağıran  gençlerin başına nelerin geldiğini bu salondakilerin büyük çoğunluğu bilmez. Ne oldu, biliyor musunuz? Polis ateş açtı, 80’in üzerinde genç can verdi. Birbirimizi hiç tanımasak da aynı davanın takipçileriyiz o insanlarla. Bu hayatın kanunudur. Olaylar da bunu kanıtlıyor. Türkiye 68’inin en çarpıcı eylemlerinden biri ABD elçisi  Vietnam pasifikasyon uzmanı Commer’in  arabasının ODTÜ’de yakılmasıdır. O eyleme adı karışan gençlerin  büyük çoğunluğu artık aramızda değil. Şu ya da bu şekilde öldürüldüler.

Batıda ise durum farklı oldu. 68’liler Almanya’da iktidar oldular,

İngiltere’de iktidar, ABD’de başkan oldular.(Clinton’u kastediyorum)  Türkiye’de ise sistem dışına itildiler. Sistemle barışmak isteyenlere kapılar aralandı ancak bunun istisna olduğu vurgulanmalı.

“Gelin dönek olun, sizi içimize alalım.”

“ Ne haliniz varsa görün”.

Atilla İlhan “ 68 çok dönek çıkardı.” derken haklı. Sosyalizm mücadelesinde  öğrendiklerini  “piyasa”ya satmaya kalkışan   çok kişi çıktı. Bunlar üst kademelerde  bol paralı bol şöhretli işler buldular. Ama 68’lilik bu değil bizce.  Siz bakmayın  Hürriyet Gazetesi  yazarı  Ertuğrul Özkök’ün ara sıra patlattığı  “Che Guevara” yazılarına… Bugün  barlarda  “Commandante Che Guevara” şarkılarını söyleyenler ne kadar 68’li ise Özkök de o kadar 68’li. Aynı şey Cohn Bendit için de söylenebilir. Cohn Bendit Alman tekellerinin sözcüsüdür.

Batı’da 68’in sistemi  bir ölçüde liberalleştirdiği, çoğulculuğu

Çok-sesliliği artırdığı açıktır.  Post-modern teorilerin, çevreciliğin, feminizmin  68’i başlangıç noktası olarak alması anlaşılabilir.

Türkiye/ Meksika vb. gibi Üçüncü dünya ülkelerinde  68 üniversite- leri demokratikleştirmeye, halk hareketini yaygınlaştırmaya çalıştı.  Anti-emperyalist kitle hareketini güçlendirdi. Türkiye 68’i  Sol’u meşrulaştırdı. Sol’un Üniversitelerde, birkaç hafta için de olsa, yöne- tim sorumluluğunu üstlenmesi  bir tecrübe birikimidir.  68 bizim için bir çeşit Paris Komünü’dür. Olgunluğa  doğru atılan bir adımdır.

O nedenle  68  bizim için hala çok şey ifade ediyor.

Ancak  madalyonun bir de ters yüzü var. Meksika gibi Türkiye de     emperyalizmin denetimi altında idi. Emperyalizm yeniden saldırıya geçerek  yitirdiği mevzileri geri aldı.  12 Eylül 1980’de Türkiye’de iktidan olan  darbeyi  ABD Dışişleri bakanı Alaxander Haig  “Our Boys Have Done” (*) diye duyurmuştu ilgililere. Daha ne demeli?

Bu bildiriyi Joan Baez’in ünlü dizesiyle bitirmeme izin verin:

“We shall Overcome some day!”

– – – – – –

Notlar:

– – – – –

(1)  Cüneyt Akalın, Düşler ve Gerçekler, Sarmal Yayın. İst. 1995,

(2)  Ronald Fraser, 1968, İsyancı bir Öğrenci Kuşağı, BelgeYay., 1988, s.393

(3)  Cüneyt Akalın, age,

(4)  Donald Fraser, age, s. 384

68 Olayları; Almanya Türkiye; Ortak Yönler/Farklılıklar/cuneyt akalin

0 Yorumlar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Name*

Website

Comment

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>