Amerika’dan Türkiye’ye Kadınların Seçme Ve Seçilme Hakkı 1

28, Kasım 2013

Genel


Amerikadan Türkiyeye Kadınların Seçme Ve Seçilme Hakkı/

       AMERİKA’DAN TÜRKİYE’YE KADINLARIN SEÇME VE SEÇİLME HAKKI

 

Eski Konar-Göçer Türk Devletlerinde kadının toplum ve aile içerisindeki yeri birçok devlet ve medeniyetlere göre çok daha ileri bir konumdaydı. Eski Orta Asya Türk Toplumlarındaki kadının miras dâhil devlet yönetiminde de hak sahibi olduğu bilinmektedir. Türk Topluluklarında İslamiyet’in benimsenmesiyle birlikte kadının aile ve toplum içerisindeki konumu ve hatta söz hakkı da değişmiştir. Osmanlı Döneminde Medeni Kanun incelendiğinde kadının miras, boşanma ve şahitlik gibi konularda erkekler kadar eşit haklara sahip olduğunu söylememiz pek mümkün değildir. Toplumsal yaşamda bile bırakın seçme ve seçilme hakkını demografik yapıda dahi kadın birey olarak sayılmamış ya da devlet memurluğu için bile cinsiyetçilik ön planda tutularak iş dağılımda haremlik selamlık sistemine başvurulmuştur. Tüm bu cinsiyetçi yaklaşım ele alındığında aslında sorunun coğrafi ya da dini kurallar çerçevesinde şekillendirilmesinden ziyade erkek hegemonyasının ve bu ideoloji döngüsünde kadının birçok hakkının ya kısıtlandığı ya da yok edildiği aşikârdır; çünkü farklı zamanlarda farklı coğrafyada yaşayan kadınların sosyal hakları ve bu hakları elde etme hikâyeleri farklılık göstermektedir. Bu yazıda Türk ve Amerikan kadınlarının siyasi mücadeleleri ve bu mücadelede elde etmiş oldukları siyasi kazanımları ele alacağım.

Bilindiği üzere Amerikalı kadınlar seçme hakkına 1920 yılında sahip olmuşlar ve Kasım 1920 tarihinde de ilk parlamento seçimlerine katılmışlardır. Aslında Amerika’da kadın hareketleri çok daha önce bir tarihe de dayandırılabilir; çünkü 1869 yılında Wyoming eyaleti kadın haklarını tanımış; fakat 1871 Mayıs ayında bu hak geri alınmıştır. Amerikalı kadınlar ancak 1920 yılında 19. Anayasa değişikliğinin ardından tam olarak bir seçim hakkını elde edebilmişlerdir. Tabii ki Amerikalı kadınların bu mücadelesi Türkiye’deki Seçme ve Seçilme kanunu açısından bir farklılık arz etmektedir. Amerikalı kadınlar, seçme ve seçilme hakkını kendi iradeleri doğrultusunda bir kadın hareketiyle elde etmişlerdir. Bu tarz bir kadın hareketinin Cumhuriyet Döneminde görülmemesi; aksine Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının erkeğe dayalı dominant yapısında yine çoğunluğu erkeklerden oluşan bir meclis tarafından verilmesi de bu iki ülke arasındaki kadın haklarının ve kadına yönelik bakış açısını gösteren önemli bir olaydır. Amerikalı kadınların bu haklı mücadelesini görsel olarak da ele alan 2004 yapımı Demir Çeneli Melekler isimli Amerikan yapımı filmde de Amerikalı kadınların işkence yöntemleriyle yok sayılmaya; toplumda ve aile içerisinde de dışlanarak sindirilmeye çalışıldıkları anlatılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, özellikle 1924- 1936 yılları arasında geçekleştirilen devrimler sayesinde Türk kadının unutulan, yok sayılan makûs talihi Atatürk Devrimleriyle genel geçer bir hıza kavuşmuştur. Özellikle kadınların iktisadi ve siyasi hayata iştirak edilmeleri yönünde bir dizi kanunlar yapılmıştır. 1930 yılında belediye seçimlerinde seçme, 1933 yılında köy kanunuyla muhtar seçme ve seçilebilme ve 5 Aralık 1934’te milletvekili seçme seçilme haklarını elde edebilmiştir. Üstelik bu siyasi hakları Amerikalı kadınlara yapılan zulüm ve işkence yöntemleriyle değil tamamen yasal çerçevede toplumsal ve ailevi baskılara maruz kalmadan elde etmişlerdir. Tabii ki Amerikalı kadınların örgütlenmesi ve bir mücadele sonucunda siyasi haklarını elde etmeleri ve Türk kadının böyle bir mücadeleye başvurmadan siyasi kazanımlar elde etmesinde sosyolojik farklılıklar muhakkaktır; fakat odaklandığımız nokta itibariyle bu ele alınması gereken faklı bir bakış açısıdır. Osmanlı döneminde bile örgütsel bir kadın hareketliliğine rastlamak neredeyse imkânsız bir olaydır.

Sonuç itibariyle, farklı ülkelerde farklı zamanlarda kadınlara siyasi, ekonomik ve sosyolojik haklar verilmiştir. Bu hakların kazanımlarında farklılıklar varken günümüzde hala bazı ülkelerde kadınlar yok sayılıyor; böylece kadınlar toplumdan ve siyasetten izole edilmiş oluyor; fakat bilinmelidir ki dünya’da hiçbir medeniyet kadınları ayakları altına alarak ne gelişebilmiş ne de medeniyet seviyesine çıkabilmiştir. İşte bu yüzden toplumda kadın hakları önemsenmesi gereken ertelenmiş bir mevzudur. Bugün, Dünya Kadın Hakları Raporuna baktığımızda 2011 yılında Suudi Arabistan’da kadınlara oy kullanma hakkının verildiğini görürüz. Bunun yanı sıra 54 ülkede kadınlara yönelik ayrımcı yasalar mevcutken, İran’da çok ender vakalarda kadının boşanabildiği, aşırı İslam kurallarıyla yönetilen bazı ülkelerde kadının zina suçu karşısında recm (taşlanarak) cezasıyla ölüme terk edildiği kurallar varlığını sürdürmektedir. 21. Yüzyılda kadına yönelik haksızlıkların tarihsel bir geçmişten ziyade hala tazeliğini yitirmemiş bir problem teşkil etmesi de ülkelerin ve siyasilerin dersler çıkarması gereken önemli bir konusudur.

Cansen Delibalta

Amerikadan Türkiyeye Kadınların Seçme Ve Seçilme Hakkı/

1 Yorumlar

  1. Av. Yılmaz BAYRAK diyor ki:

    “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin. Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

    Dünyada hiçbir milletin kadını, “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar hizmet gösterdim” diyemez.”
    M.K.Atatürk

    Seçme ve seçilme hakkı, ancak eşitler arasında olanaklıdır. Seçme ve seçilme hakkı olmadan, kadın ile erkek arasında eşitlik sağlanamazdı, Atatürk’ün hedeflediği devrimler ve ilerleme sağlanamazdı. Bu nedenle 5 Aralık 1934 günü, kadınlara seçme ve secimle hakkı tanındı.
    Türk kadınlarının 1930 da kavuştuğu seçme hakkı ve 1934’de kavuştuğu seçilme hakkına, birkaç ülke hariç dünya kadınları genel olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında kavuştu. Türk kadını, Cumhuriyet Devrimi’nin önderi tarafından kendisine sağlanan bu hak ile, başta Avrupa ülkeleri halkları olmak üzere, bütün dünyaya örnek oldu. Örneğin; Brezilya’da 1934’de, Filipinler’de 1937’de, Fransız, Belçikalı ve İtalyan kadınlar 1944 de, Arjantin ve Japonya’da 1945’te, Meksika’da 1946’da, Çin ve Liberya’da 1947’de, Uganda’da 1958’de Hindistan’da 1950 de, Nijerya’da 1960’da kadınlar oy verme hakkına sahip oldular. Appenzell kantonu haricindeki İsviçreli kadınlar 1971 de, Appenzell kantonunda ise 1990 yılında seçme ve seçilme hakkı kazandılar. Ne ilginç değil mi!

    Türkiye, 76 yıl önce parlamentodaki kadın temsil oranıyla dünya ikincisiydi; bugün ise son sıralarda.
    Türk kadını, kadınlarımız, diğer yarımız, kutlu olsun…..

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Name*

Website

Comment

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>