Yeni İşgalcilere Karşı 30 Ağustos-9 Eylül 0

31, Ekim 2013

Merdan Aslan


Yeni İşgalcilere Karşı 30 Ağustos 9 Eylül/merdan aslan İlkel toplumlardan modern toplumların oluşumuna kadar , toplumun yaşadığı tarihsel koşullar içinde , kendine özgü , kendi özeline indirgenebilecek nedenlerle oluşmuş ; kimi kez nedeni de akılcı şekilde açıklanamayan metafizik özellikli , kimi kez de somut , canlı varlığı nedeniyle belirli , o topluma ait özel günler vardır.
Bu günler belli bir kutsalın toplum tarafından düzenli bir şekilde , belli zaman aralıklarında anılması ve kutsanması özelliği taşıdığı gibi , kendisi açısından sembolleşmiş değerlerin bilince çıkarılması , anımsanması ve kendi varlığını pekiştirmesi yönüyle de ayrı bir önem taşır. Bunlar sembolik özelliğiyle bir toplumun kültürel mirasının simgesi olmakla birlikte , devlet özelliği taşıyan toplumlarda o devleti oluşturan milletin ruhsal çimentosudur.
Modern toplumların oluşması ve bu toplumların devlet yapısına dönüşmesi , devletin varlığını ve oluşum koşullarını uluslaşma temeline oturtur. Ulus toplumun oluşumunun birinci koşulu da ortak bir tarihi ortak bir başarıyla birlikte yaşama iradesine sahip olmaktır.Bu iradeyi simgeleyen olayların anlamlı duruma gelmesi o toplum için çok farklı ve önemli tarihler olarak kabul edilir.
Varlık nedeni , çıkış günleri olmasaydı olunmayacak olan tarihsel günler içindeki başarıların simgelendiği bu özel durumlar , toplumların tarih bilincinin ve kültürel varlığının önemli göstergesidir.
”Zaman”ın tarihte durduğu , kendini var ettiği , öncesi ve sonrası ile değerlendirilen olaylarla ”tekil”leşen , simgeleşen ve özelleşen günlerdir bunlar.Çok değerlidir. Bu anlamda tarih çok sık yapılmaz.Yazıldığı anlar o toplum ve ulus için ”yıldızın parladığı anlar”dır.
30 Ağustos kavramlaşmış haliyle böyle bir ”an”dır tarihimizde. Olmasaydı olamayacağımız ”an”. Bu ”olamamak an”ı bir ulusun trajedisinin tarih sahnesinde perdelerini açıp açamama durumudur. Belirlenen saatte bir tepeyi alamamanın perdeyi kapatacak öneme sahip olmasının , bir ulusun varlığının ”tarihsel labirentleri”ne gönderilmesinin , sürecin , bir varlığın trajedik sonuçlanmasıdır.
Bu trajedinin yaşanmaması için varlığını tarihsel bir sorumluluk gereği feda eden fedailer gurubunun bir bireyi , yepyeni bir tarih sahnesinin , Devrimci Cumhuriyet sahnesinin varlığını sağlamıştır ve bu sahnede modern bir devletin bireyleri toplumsal bir bilinçle yeni tarihi gerçekleştirmektedir. ”Yok oluş”u görmektense yaşamı feda etmenin simgesidir bu. Yaratılmış bir vatan idealine kavuşulmayacaksa , böyle bir durumda kendini tarihin kanla anlatılacak anlamına parantezlenmiş iradenin ürünü olan anlamlı gün ; 30 Ağustos.

Bağımsızlık , vatanseverlik , namus ve özgürlüğün kavram olarak bir ulus tarihinde öne çıkmasının nedeni olan ”ilk gün”. Böyle günler bir ulus tarihinde sıradan günler değildir ve zamanın tarihe yüklediği anlam içinde tekrarı mümkün olmayabilir. Bu nedenle ”tek”tir ve kutsaldır.
30 Ağustos’un anlamını ve tarihimizdeki yerini Magdeleine Marx’ın (1) kitabından bir sayfayla berkitelim ve tarihin 30 Ağustos’da hangi haklı zemine oturduğunu insanlığın hangi utanç sayfasından bir ulusal çıkışın gerçekleştiğini görelim;
..’’ Ayaklarından asılmış ve altlarında yakılan bir ateşte kızartılarak öldürülmüş olan şu kadınları mı, yoksa kimilerinin elleri kesilen, kimilerinin ise kolları kopartılan şu çocukları mı belirtmeli? Silah atışlarına ”hedef tahtası” olarak götürülen şu yaşlı insanlarımı; yoksa karınları deşilmiş şu hamile kadınlarla , ırzlarına geçildikten sonra boğazları kesilerek ya da pencerelerden fırlatılarak öldürülmüş olan şu genç kızları mı? Şu kadın yüz elli süngü darbesiyle delik deşik edilmiş, öbürü ise doksan beş yerinden bıçaklanmış , beriki sopayla dövülerek öldürülmüş , bir diğeriyse demir çubuklarla kafası kırılarak …Şurada elleri yakılmış ihtiyarlar , şurada yalınayak olarak akkor halindeki odun ateşinde yürümek zorunda bırakılmış kadınlar , şu yanda ise bir köy katliamı esnasında topluca öldürülmüş çocuklar var….Acaba elleri arkalarından tellerle bağlanıp bir bodruma atılmış ve en az on beş gün boyunca işkence edilmiş , sonunda da alt alta , üst üste yığılarak orada yakılan samanın dumanıyla boğularak ölmüş ya da öldürülmüş köylülere ne demeli? Ya şu kimi balta darbeleriyle öldürülmüş , kimi ise palalarla canlı canlı parçalanmış insancıklar!….
Önce hepsi evlerine girmeye , daha sonra da çağırıldıkça teker teker çıkmaya zorlanan , böylelikle kendilerini bekleyen asker ve subaylar tarafından teker teker öldürülen tüm köy halkı!…Hemen arkasından , 1.100 nüfuslu bir kasabanın ; açık , çukur bir arazide toplanmak zorunda bırakılan ve dört bir yandan açılan mitralyöz ateşiyle taranarak öldürülen tüm halkı….Bir başka köyün korkudan deliye dönmüş insanlarının hepsinin aynı şekilde öldürülmeleri ve bu katliamın ölü taklidi yaparak kurtulabilmiş bir tek kişi sayesinde öğrenilebilmesi….Bir başka köy halkına camide toplanmalarının emredilmesi ve burada , atılan bombalarla hepsinin katledilmesi , kafalarının kopartılması , kulaklarının kesilmesi , gözlerinin oyulması , boğazlarının kesilmesi…Acaba bunların hepsini teker teker isim , tarih ve yer belirterek saymalı mıyım?’’
Burada anlatılan bir ulusun tarihinin içinde  yaşanmış bir kesittir , gerçektir ,  olaylardan sadece bir bölümüdür. Bu kesitin ve olayların oluştuğu süreç , bir büyük bileşende , ortak paydada bir irade etrafında şekillendi ve ”doğuş”un habercisi oldu. Cumhuriyet’in giriş bölümüdür bu sayfa; Kanla ve irfanla kurulmuş , insana ait değerlerle yürütülmüş bir Cumhuriyet..
Şimdi böyle kurulmuş bir Cumhuriyeti yıkmakla görevli kişiler bu tarihsel değerleri içeren , onurun , namusun korunduğu ;  bir ulus için var oluş gününün kutlanmasını yasaklıyor. Yıkılması hedeflenen bir Cumhuriyet’in yıkıntıları üzerinde yükseltilen yeni devletin yeni yöneticileri Cumhuriyete ait , Mustafa Kemal’e ait , Kurtuluş Savaşına ait ne varsa hepsine karşılar ve tüm bu sürecin tarihsel alandan çıkarılmasını , sayfalardan silinmesini istiyorlar ; Sembolik unsurlarının bile yaşamasını kendileri açısından tehlikeli görüyorlar. Onlara göre her şeyi ile tarihsel alandan silinip atılması , olmazsa paranteze alınması , yok hükmünde kabul edilmesi gereken 1921-2002 yılları arası.Tarihi bu süreci tümüyle atlayarak başlatanlar kendileri ile sürdürmek istiyorlar.
Kendi tarihleri Derviş Vahdeti , Ahrar Fırkası , Hürriyet ve İtilaf Partisi , İngiliz Muhibleri , Terakki Perver Hürriyet Partisi , Prens Sabahattin , Saidi Nursi ve Kürdi , N.Fazıl Kısakürek , Kadir Mısırlıoğlu vb. ile temsil edilen ideolojik aygıtın siyasi ifadesi ve gücü olan AKP elbette 30 Ağustos’u reddedecektir.
30 Ağustos 9 Eylül bütünlüğü tarihsel bir kavram olarak Cumhuriyetle eşdeğer anlamıyla bir ulusal imzadır: Kendi varlığını sonsuza kadar koruma sözünün verildiği belgenin altına atılmış imza. Bu imzanın reddine kimin gücü yeter ki?
Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanını okumanın tam zamanıdır.
1. Fransız Komünist Partisi’nin gazetesi L’Humenite’de 8.11.1921 tarihinde yayınlamış makaleden bir bölüm.Makalenin tamamı ve yazarın Türkiye’de bulunduğu bir sürede yayınlanmış tüm makale ve röportajları
”Magdeleine Marx , 1921 İstanbul-1922 Ankara,
Makaleler-Anılar” kitabında bulabilirsiniz.
Sosyal Tarih Yayınları 2007

Yeni İşgalcilere Karşı 30 Ağustos 9 Eylül/merdan aslan

0 Yorumlar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Name*

Website

Comment

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>